Yeppudaayı Seviyorum...

Geri Dön   YEPPUDAA > K-POP'a Dair Her şey... > Infinite Hakkında Her şey > Infinite Fan Grubu / Turkish Inspirits

GAYA KORE RESTAURANTI...

Infinite Fan Grubu / Turkish Inspirits Infinite Fan Grubu / Turkish Inspirits

Yeni Konu aç  Cevapla
 
Seçenekler
Alt 19.09.12, 23:23   #1
yepinfinite
İZLEME LİSTEM
Nereden: ♥ Kyuhyun ♥ Bedeni Ankara, Ruhu Bursa
Mesajlar: 4.642
Standart L'in Laneti /// Güney Kore Film GOLD ÜYE olmak için tıklayınız.
yeppudaa afişi








hakkinda



Film Adı: L'in Laneti / L 의 저주
Tür: Dram, Romantik, Komedi, Gizem, Gerilim vs. vs
Süre: 112 Dk
Ülke: Güney Kore
Dil: Korece
Yayın Günü ve Saati: Çarşamba & Perşembe 21:55
Yönetmen: aliyebusra
Senaryo: aliyebusra


Oyuncular:

Kim Myung Soo - L



Özge




Konu:

Efsanelerle yüklü terkedilmiş bir ev ve birbirine bu ev sayesinde aşık olan iki genç. Özge için diğer adamlar var olduğunda L'in çaresizliğini konu alan bir film. Ve beklenmedik bir olay sonrası bu evde ortaya çıkan lanet. (çok açıklyıcı oldu be bu iş için yaratılmışım desemde inanmayın )

Filmden Bir Demet :

Hava yağmurluydu. Gök gürültüsü çığlık seslerini yutacak kadar güçlüydü. Defalarca takla attıktan sonra uçuruma yuvarlanan arabada savrulan ikilinin elleri birbirine kenetlenmişti. Büyük bir basınçla suya çarpan araba batmaya devam ediyordu. Myungsoo arabadan çıkmayı başarmış ve Özgeye doğru yönelmişti. Nefesi tükenmek üzere olmasına rağmen tüm gayretiyle kapıyı açıp onu kurtarmayı başarabilmişti. İkili, su yüzüne çıktıklarında derin bir nefes aldı. L'in solgun gözleri çok şey söylüyordu. Hala yaşıyor olmaları bir mucizeydi. Birlikte kıyıya vardıklarında, Özge gözyaşlarını tutamamıştı. Kendini L'in kollarına bıraktığında acı verici bir gerçekle kalbi paramparça olacaktı...






hakkinda



Bazı nedenlerden dolayı parça parça yayınlama kararı aldım. diğer türlü çok zor olacağı için anlayışla karşılayacağınızı umuyorum. sevgiler

Bu filmde yer alan kişiler ve olaylar tamamen hayal ürünüdür.

Bölüm 1

Gizli Mesaj içeriği: Gerçekleşen İmkansız:
Giriş:

Hava yağmurluydu. Gök gürültüsü çığlık seslerini yutacak kadar güçlüydü. Defalarca takla attıktan sonra uçuruma yuvarlanan arabada savrulan ikilinin elleri birbirine kenetlenmişti. Büyük bir basınçla suya çarpan araba batmaya devam ediyordu. Myungsoo arabadan çıkmayı başarmış ve Özgeye doğru yönelmişti. Nefesi tükenmek üzere olmasına rağmen tüm gayretiyle kapıyı açıp onu kurtarmayı başarabilmişti. İkili, su yüzüne çıktıklarında derin bir nefes aldı. L'in solgun gözleri çok şey söylüyordu. Hala yaşıyor olmaları bir mucizeydi. Birlikte kıyıya vardıklarında, Özge gözyaşlarını tutamamıştı. Kendini L'in kollarına
bıraktığında acı verici bir gerçekle kalbi paramparça olacaktı...


'Gerçekleşen imkansız'

Özge ailesinden uzakta,kendi ayakları üzerinde durabilmeyi başarmıştı. Yüksek lisans için geldiği Kore'den ayrılmamış ve büyük hayalini gerçekleştirebilmişti. Okul onun için bir bahaneydi. Herşey, çektiği tüm sıkıntılar bir ünlüyü görebilmek için değil miydi? O bu ülkeye adım atalı 3 sene olmuş, buna rağmen L i sadece uzaktan görmekle yetinebilmişti. Kader onların bir araya gelmesine bir türlü müsade etmiyordu. Ta ki o güne kadar...

Korku evi... Özgenin bir alt sokağında yer alan evi öyle adlandırıyordu diğer insanlar. Herkesin farklı bir hikayesi vardı bu ev için. "Yalnızlığa terk edilmiş bu ıssız ev neleri barındırıyordu, hangi sırları saklıyordu kim bilir." diyordu Özge. Yolunun üzerinde olan bu gizemli yapı, her gün daha bir dikkatini çekiyordu.

O gün merakına yenik düşmüş ve tüm cesaretiyle adım atmıştı korku evine. Hava parçalı bulutluydu. Buraya gelmek için sabahın ilk ışıklarını seçmesi ona da garip geliyordu. Kimseye görünmek istemediği için mi yoksa çok büyük bir cesarete sahip olduğu için mi böyleydi anlamlandıramamıştı. Korkuyordu! Yine de bu evde onu çeken bir şeyler vardı.





Kapıyı olabildiğince sessiz bir şekilde araladı. Bir göz atıp kendine birşey olmayacağı güvenini verirken ilk adımını atmıştı evden içeri. Pencereden süzülen gün ışığı
sayesinde görebiliyordu etrafı. Önceden mutfak olduğu anlaşılan yıkık dökük harabeye doğru ilerledi. Büyük bir dikkatle evi incelerken bir ses duydu. Ağlama sesiydi bu Korktu ve geri dönmek için adım attığında bir karaltı ilişti gözüne. Tam karşısındaki odada biri oturuyordu. Telaşa kapılmıştı. Ne yapacağını bilemez bir halde hızlı adımlarla kapıya yönelirken önünde duran sehpayı fark etmemişti. Büyük bir gürültüyle yıkılan sehpa karaltının hareket etmesine neden olmuştu. Göz göze geldiklerinde gerçekle hayali idrak edememişti Özge. Öylece donup kaldı. Bu bakışlar çok tanıdıktı ona. Hızlanan kalp atışının sesi adeta, boş evin içinde yankı yapıyordu.
Bu anlamsız, boş bakışları nerede olsa tanırdı. Karşısındaki, onu kendi ülkesinden koparıp bu yabancılaşmış Seoul'e getiren L den başkası değildi. Tüm sıkıntılara göğüs germek için en büyük bahanesi, yaşama sevinci ona bakıyordu.




-kimsin sen?

Özge geçirdiği şok nedeniyle hala kendisine gelememişti.

-kimsin sen dedim ve burada ne yapıyorsun?
-b..be..been.. ben sadece merak etmiştim. yani sadece bu ev çok farklıydı. ben ne olduğunu merak ettim çünkü çok fazla söylenti vardı. ahhhh

Özge, yaşadığı bu gerçek karşısında cümlelerini toparlayamıyordu. Yıllardır hayalini kurduğu karşılaşma demek bu şekilde olacaktı. O mükemmel sesi tekrar duyduğunda düşüncelerden sıyrılabilmişti.

- yani sen benim burada olduğu mu bilmiyordun öyle mi?
- ben evet bilmiyordum, özür dilerim. (başını öne eğer )

L ona doğru yürümeye başladı. Özge şaşkın bakışlarla sadece onu izlemekle yetinmişti. Ne bir geri adım atıyor nede tek kelime söylüyordu. Sadece hızlanan kalp atışlarını duymaması için dua ediyordu. L, Özgeye yaklaşıp kulağına sadece ve sadece şunu söyledi:

- anladım.



o yamuk sırıtışını yaptıktan sonra kapıya yönelmiş ve öylece çıkıp gitmişti.

Özge dizlerinin üzerinde daha fazla duramamış yere yığılıvermişti. Tüm bu olanları idrak etmeye çalışıyordu. Onun için bu imkansız olarak gördüğü bir gerçekti. Uzun bir süre orada öylece oturmuştu. Telefon saatinin alarmı çaldığında kendine gelebilmiş ve işe gitmesi gerektiği için büyük bir zorlukla ayağa kalkıp evine yönelmişti.

Gününün nasıl geçtiğinin farkına bile varmamıştı. Bir an önce eve gitmek ve olanları sakin kafayla değerlendirmek istiyordu. Arkadaşları tarafından bu dalgınlığı fark edilmiş ama o kimseyle konuşmamayı seçmişti.
Eve dönüşünde bir süre öylece bakakaldı Korku Evine. Gitmek istemiyor neredeyse tüm zamanını orada geçirmek istiyordu. Günlerce bunu tekrarlamış ve her sabah aynı saatte, L i tekrar görebilmek umuduyla açmıştı Korku Evinin kapısını. Her defasında büyük bir heyecanla adım atmış fakat istediği manzarayla bir türlü karşılaşamamıştı. Aradan 1 ay geçmiş olmasına rağmen o ısrarla buraya gelmeyi sürdürüyor ve her defasında umutsuzlukla geri dönüyordu evine. L i haberlerden takip edebiliyordu ancak. Ama istediği cevapları alamıyordu bir türlü. En büyük sorun ' O gün neden ağlıyordu?' sorusuna cevap bulamayışından kaynaklanıyordu.
Yüzünde daima gülücük saçan bir ifade olsada için için kan ağlıyordu.



Cumartesi sabahı yine işe gidecek gibi erken kalkmıştı Özge. Bugün hava o kadar güzeldi ki içinde mutluluk kelebekleri uçuyor gibi hissediyordu. Korku Evine gidecekti her gün yaptığı gibi. Tek fark bugün çok fazla özenmemişti kendisine. Öylece çıkıvermişti dışarı. Alışmıştı artık bu evin kapısını aralamaya. İçeri girip bir saat boyunca oturuyor, düşüncelere dalıyordu. Bir nevi kendini herşeyden soyutlayabiliyordu böylece.
İçeri girdiğinde güzel bir koku ile karşılaşmıştı Özge. Daha önce hiç olmamıştı bu. Günün verdiği enerjiden dolayı mı böyle hissediyordu yoksa? Heyecanla L'in daha önce oturduğu odaya yöneldi. Bir kuş gibi adım atıyordu. Sessiz ve uçuyor gibi... Boş odaya girdiğinde kalp atışları eski haline dönmüş ve yine umutsuzluk kaplamıştı içini. Geri dönmek üzereyken bir el hissetti omzunda. Korkuyla ileri doğru atıldı ve ona dokunanın kim olduğunu görmek için geri döndü.

- merhaba güzel bayan







Bölüm 2

Gizli Mesaj içeriği: Aşk'ın En Güzel Hali:
Boş odaya girdiğinde kalp atışları eski haline dönmüş ve yine umutsuzluk kaplamıştı içini. Geri dönmek üzereyken bir el hissetti omzunda. Korkuyla ileri doğru atıldı ve ona dokunanın kim olduğunu görmek için geri döndü.

- merhaba güzel bayan

**********************

L için Korku Evi bir sığınak gibiydi. Ne zaman yalnız kalmak istese bu eve gelir ve derdine ortak ederdi boş duvarları. Onun için bir diğer aile olan İnfinite olmasına rağmen çareyi tek kalmakta arardı bazen. O gün ağladığını kimsenin görmesini istemiyordu. L'in kendi dünyası, aslında bilmediği gerçeklerle doluydu.



İki gün önce, akşam üzeri aldığı bir telefon ona gerçek ailesinin varlığını bildiriyordu. Ölmüş olan gerçek ailesi... Buna inanması mümkün değildi. Hiç birşey olmamış gibi devam etmek istedi hayatına. Ama annesi bildiği Bayan Kim'in de benzer bir telefon aldığından haberi yoktu. O akşam ailesiyle yemekte buluşacaktı L. Kendi evinde, kendi odasında kalacaktı bu gece. Görünürde her şey normal gidiyordu. Erken uyuyup olanları unutabilmek için odasına çekildiğinde bir kutu buldu ytağının üzerinde. Açıp açmamakta kararsızdı. Sonunda hafifçe kaldırdı kutunun kapağını. Baktıkça ağlamamak için zor tutuyordu kendini. Bu nasıl bir saçmalıktı. inanması çok güç olmasına rağmen gerçek annesi olarak bildiği kadının aslında teyzesi olduğunu söylüyordu içindekiler.
Çıktı... Kendini dışarı attı. Saat gece yarısını çoktan eçmişti. Nereye gitmesi gerektiğini, ne yapması gerektiğini bilmiyordu. Ayakları onu sığınağına götürmüştü habersizce.



Tüm gece ağladı. Kafası dizlerinin üzerinde bir köşeye çömelip kalmış hiç hareket etmemişti. Sadece ağlamıştı. Bir ses duyduğunda kaldırmıştı başını ancak. Ayağa kalkıp toparlanmıştı hemen. İleri doğru yürüdüğünde, ona korkmuş ifadeyle bakan bir kızla göz göze gelmişti. Gözlerinin büyüklüğü Koreli olmadığını söylüyordu ona. Bu güzel bakışlar kalbinde bir sızıya neden olmuştu.




1 Ay Sonra

L, geçmişini araştırmamaya karar vermişti. Annesi bildiği teyzesi ile konuşmuş her şeyi açıklığa kavuşturmuştu. Hayatına eskisi gibi devam etmek istiyordu. Ailesinin zenginliğini kullanmak isteyen insanlara yem olmaya niyeti yoktu. Bu nedenle o telefon görüşmesini ve kutuyu tamamen çıkarmıştı hayatından. Bu acıyı bir ömür kalbinde taşıyacak olsada kimseye belli etmemekte kararlıydı. ( bu meseleden iyi hikaye çıkardı da ben Özgeden kopmak istemiyorum yoksa mesele çok uzayacak )

Yoğun çalışma programları nedeniyle Japonya'dan ancak dönebilmişti. Uzun zamandır uğramadığı sığınağına gidebilmek için sabah olmasını bekleyemedi. Geceyi Korku Evinde geçirmişti. Güneşin doğmasına yakın dışarı çıktı ve Seoul manzarası seyretmek için birebir olan bahçenin, arka tarafına yöneldi. O sırada eve birinin geldiğini işaret eden ayak seslerini duydu. Tahmin ettiği kişinin olmasını dileyerek gizlice baktı. Bu eve girmeye başka kim cesaret edebilirdi ki? Ona küçük bir oyun oynamak istedi. Bunu neden yaptığını oda bilmiyordu sadece içinden geldiği gibi davranmak istiyordu.
Sessizce oda içeri girdi ve elini kızın omzuna atarak onu korkutmayı başardı.

Şaşkın bir ifadeyle ona dönen kız kalbini hoplatmaya yetmişti.

- merhaba güzel bayan



Özge'nin kalbi neredeyse duracaktı. Uzun zamandır beklediği kişi sonunda yine buradaydı. Oda ne! Neden bugün olmak zorundaydı ki. Berbat görünüyordu. Utanarak başını öne doğru eğdi ve:

- sizi rahatsız etmek gibi bir niyetim yok. lütfen yanlış anlamayın ben hemen gidiyorum.
dedi ve kapıya doğru yöneldi. L hızlı bir hamleyle Özgeyi kolundan yakaladı.



- beni tanıyor olabilir misin? eğer gitmemeni isteseydim kalır mıydın?

Özge kalp atışlarını kontrol edemiyordu artık. bu anın hiç bitmemesini istiyordu. Yıllardır hayalini kurduğu şeye bir adım daha yaklaşmış sayılmaz mıydı?

- evet seni tanıyorum ama burada kalmam sence doğru olacak mı?

L Şu surat ifadesinden sonra



Özge'nin kolunu bıraktı ve dün gece yanında getirdiği Ramen paketlerinden birini açmak üzere mutfağa yöneldi.

- Şu an yemekten başka bir şey düşünemiyorum. Bana eşlik etmek ister misin?

(Özge'nin iç sesi ' bilirim seni udon delisi bilmez olur muyum ' )

Birlikte Ramen yerken, Özge kendi hayatından bahsetti kısaca. Buraya gelişi, kariyeri, Türkiyedeki yaşam biçimi... Tek söylemediği asıl sebebinin şuan karşında oturuyor oluşuydu. L kısa cevaplarla Özgeye eşlik ediyordu. İkiside zamanın nasıl geçtiğinin farkında değildi.
Korku Evi onlar için buluşma noktası olmuştu artık. İkili çok iyi anlaşan birer arkadaş olmuştu. L için sırlarını paylaştığı boş duvarlar bu kız sayesinde mutluluğa boyanmıştı. Fırsat buldukça Özge'yi görebilmek için geliyordu artık bu eve. Sonunda kararını vermişti. Ona karşı hissettiği duygular arkadaşlıktan öteydi...



3. Bölüm

Gizli Mesaj içeriği: Son romantizm...:
L için sırlarını paylaştığı boş duvarlar bu kız sayesinde mutluluğa boyanmıştı. Fırsat buldukça Özge'yi görebilmek için geliyordu artık bu eve. Sonunda kararını vermişti. Ona karşı hissettiği duygular arkadaşlıktan öteydi...

*********

Her zaman olduğu gibi, bir Cumartesi sabahı Korku Evine gitmek için hazırlanmıştı Myung Soo. Güzel görünmek için bugün ayrı bir özenmişti kendine.

Görünen L görüntüsü :



L'in gördüğü görüntü:



Sabahın ilk ışıkları kendini gösterdiğinde çıkmıştı yola. Grup arkadaşları bu kadar sık yurttan ayrılmasına anlam veremiyordular. Son günlerde neşesinin yerinde olması ve eskisine oranla daha fazla konuşan bir L olması içlerini rahatlatıyordu.
Gizli sığınağından hepsinin haberi vardı. Yine de onu rahatsız etmemek için kimse gitmezdi o eve. Dongwoo, evin çok korkunç olduğunu düşünür ve her defasında L'e oraya gitmemesini söylerdi. SungKyu ve Sungjong gerektiğinde birlikte gitmeyi teklif eder, WooHyun ve Howon hiç oralı olmazdı. Sungyeol ise ona daima yanında olduğunu hissettirirdi. Hayata tutunma sebebi olan bu mükemmel insanların L'in yeni neşe kaynağından haberi yoktu. Onun için endişeli olmalarına rağmen, Myung soo nun her şeyin üstesinden gelebilecek güce sahip olduğunu biliyorlardı.



Evin bahçesine girdiğinde Özge'nin henüz gelmediğini fark etti. Ona huzur veren manzara için bahçenin arka tarafına yöneldi. Gökyüzü yaklaşan fırtınanın habercisiydi. Aradan 15 dk geçtiğinde saatine baktı. Bugün geç kalmıştı. Şiddetli esen rüzgar üşümesine sebep olmuştu. Eve girmek için ön tarafa doğru yürüdü. Bir süre bahçenin kapısına öylece bakakaldı. İçini nedensiz bir korku kaplamıştı. Bir daha onu hiç göremeyeceği korkusu...



O gün akşama kadar gözleri kapıda Özge'yi beklemişti. Ama beklediği kişi bir türlü gelmemişti. Ona bir şey olmasından çok korkuyordu. Telefonunun kapalı olması içine kurt düşürmeye yetmişti. Saat akşam 10:00 olmak üzereydi. Artık yurda dönmesi gerektiğini biliyordu. Neden evinin, nerede olduğunu öğrenmemişti ki. Kızgındı... En büyük kızgınlığı ise onu tutamadığı için kendineydi. Yurda döndüğünde tek kelime etmeden odasına çekildi. Bütün gece uyku girmemişti gözüne. Sabah olmasını bekleyecek ve ilk iş Korku Evine gidecekti.




Yine bomboş ev karşılamıştı onu. Yokluğu kalbine acı vermeye başlamıştı artık. Neden gelmiyordu sorusu beynini kemiriyordu. Kapının açıldığını ve içeri girenin Özge olduğunu gördüğünde ona doğru koştu ve sımsıkı sarıldı. Hiç bırakmamacasına, onu kaybetme korkusuna inat sıkıca sarıldı. Ağladığının farkında bile değildi.



Özge şaşkındı. Rüya gibi olan bu gerçek ona bir hançer gibi saplanmıştı. Dün nasıl olurda onunla buluşacağını unutabilirdi ki. Üstelik Lu Han ' a verdiği sözü unutmazken. Utanmıştı. Eğer L ona neden gelmediğini ve nerede olduğunu sorarsa verecek cevabı yoktu.
L kollarını yavaşça gevşetti ve Özge'nin omuzlarından tuttu. Gözlerinin içine bakarak:

- dün sana birşey olmadı değil mi? senin için çok endişelendim. geldiğin için sana minnettarım.

MyungSoo, ÖZge'nin omuzlarını bıraktı ve birden geri çekildi. Bilinçsizce yaptığı hareketin yeni farkına varıyordu. Utanmıştı.



Özge sadece özür dileyebilmişti. Neyse ki L olayı fazla irdelememiş ve onun iyi olduğunu görmekle yetinmişti. Böyle mükemmel bir insan olabilir mi diyordu içinden. Ona bir kez daha aşık olmuştu. Aynı hatayı yapmamak için defalarca söz verdi kendine...
Ertesi gün İnfinite ile tanıştıracaktı onu Myung Soo. Bu gerçek miydi? Onca yıl sabredip beklediği ve bazen umutsuzluğa kapılıp asla gerçekleşmeyeceğini düşündüğü hayalleri son iki ay içerisinde birer birer gerçekleşmeye başlamıştı. Bir sonraki gün hiç gelmeyecek gibiydi.

Myung soo, gruptakilere tüm olanları anlatmış ve onların dalga konusu olmuştu. Bu beklemediği bir durum değildi. Yine de heyecanını onlarla paylaşıyor olabilmek mutluluk vericiydi. Aile sorunlarını neredeyse, tamamen unutmuştu bu kız sayesinde. Kurtarıcı meleğiydi Özge. Bu yüzden meleğim diyordu ona kendi içinde.
Hepsi bu özel gün için ayrı bir özenmişti kendine. Biri için önemli bir an, hepsi için büyük değer taşıyordu. Her zaman destekçi değilmiydiler zaten birbirlerine
Özge tüm heyecanıyla gelebilmişti buluşma yerine. Ayakları titriyor, ayakta durabilmeyi güç bela başarıyordu. Restaurantın kapısından içeri adım attığında hepsi oradaydı. Tam karşısında onu bekliyorlardı. Kalbi yerinden fırlayacak gibi atıyordu. L ona doğru yönelmişti. Kendine cesaret verip tüm gücüyle adımını attı Özge. Böyle bir anda yere düşüceği kimin aklına gelirdi ki Daha ilk andan rezil olmuştu. Ayakları birbirine dolanmıştı gördükleri karşısında. Onun düştüğünü gören L ve diğerleri koşar adımlarla toplandılar baş ucunda. Utancından başını kaldıramıyordu. L'in yardımıyla ayağa kalkmayı başarabilmişti. Suratı utancından kıpkırmızı olmuştu.



Gruptakiler olayı kolay toparlamıştı. Hepsi bunu şakaya vurmuş ve onu utandırmamak için ellerinden geleni yapmışlardı. Özge her biriyle tanışma fırsatını böylece yakalamış ve onların sıcaklığı içinde kaybolmuştu. L tüm gün gözlerini ondan ayırmamış, bu keyifli saatlerin keyfini doyarak yaşamıştı.



Ayrılma vakti geldiğinde L, Özgeyi bırakmak için diğerlerinden ayrıldı. Her ikiside uzun zamandır bu kadar mutlu olmamıştı. L tüm sıkıntılarını unutmuş, Özge hayallerine kavuşmuştu. Tekrar tekrar görüşeceklerdi. L için Özge vazgeçilmezi olmuştu artık. Eve geldiklerinde Özge, L'in yanağına bir öpücük kondurmaktan geri kalmadı. Böylece bu unutulmaz güne son noktayı koymuştu.

Myung soo için aşk güzeldi. Hayatına renk katan bu insanla tanışalı yaklaşık 1 sene olmuştu ve yıldönümlerine çok az bir süre kalmıştı. Ama o, zaman geçtikçe ve Özge kendi dünyasında yer almaya başladıkça daha bir düşünür olmuştu.



Onu korkutan şeyler vardı. Kıskançlığın verdiği durum mu bilmiyordu ama Özge'nin, etrafındaki insanlarla çok yakın olduğunu düşünüyordu. Kendisini sevdiğine emindi fakat K-Pop dünyasında çok fazla samimi olduğu erkek vardı. Şu sıralar Lu han ile çok görüşür olmuştu. Ondan önce Barom, ondan önce Ray, öncesinde sehun, changsub, chunji, chunjo, seungjin, jaehyung, shin, jin hyuk ... bu liste uzayıp gitmekteydi.
Çaresiz L, bu konuyu Özge'yi kırmadan nasıl dile getireceğini düşünmekteydi. Bu durum birbirlerinden uzaklaşmalarına neden olacak diye korkuyordu. Onu öylesine çok sevmişti ki her şeye göz yumar olmuştu.
Yıl dönümlerini kutlamak için ona süpriz hazırlayacaktı. Araba ile onu evden alacak ve deniz kenarında onlara özel yaptırttığı mekana götürecekti. Sevdiği kızı buraya getireceğine dair söz vermişti çok önceden kendine. Bu sahili seçmesinin bir başka nedeni daha vardı. Gerçek ailesinin varlığını öğreneli de 1 sene olmuş fakat onların mezarını tek başına ziyaret etme cesaretini bulamamıştı. Bu ilki Özge ile yaşamak ondan cesaret bulmak istiyordu.

Ne var ki yolda gerçekleşecek olan kazanın tüm hayallerini yıkacağından haberi yoktu...


Bölüm 4




bu bölümde yardımlarını benden esirgemeyen @leela ma teşekkür ederim


Gizli Mesaj içeriği: Telafisi Olmayan Hatalar:


Ve sonunda buda olmuştu!!! Özge, Myungsoo'nun grup arkadaşı, can ciğer kuzu sarması, biricik dostu Hoya'ya göz koymuştu. Son zamanlarda rol aldığı Reply dizisi ile büyük başarıyı yakalayan Hoya magazin haberlerinde çıkmaya başlamış, verdiği pöportaj ve fotoğraf çekimleri ile fevkaladenin fevkinde, göz alıcı bir erkek haline gelmişti. O her zaman öyle olmasına rağmen Özge bunu yeni farkediyor ve İnfinite ile olan samimiyetini kötü emelleri için kullanıyordu. Biricik dostunun Hoya'ya aşık olduğunu bile bile, ona asılmaktan vazgeçmiyordu. [ dı dı dı dıııın yinede böyle bir karizmaya aşık olmamanın elden gelen birşey olmadığını bilen arkadaşı, Hoya'nın kendine ait olduğunu bildiği için bu olayı görmezden gelmişti ]



Kore'deki tek sırdaşı Lu Han ona ait her şeyi bilirdi. Ufak bir kaza sonucu karşılaşmış ve çok iyi dost olmuşlardı. 2 yıldır süren bu birliktelik, sonsuza dek sürecek arkadaşlığı da getirmişti yanında. Her ne kadar Özge, Lu Han a karşı derin hisler beslesede ondan karşılık göremeyeceğini bilir ve onu kaybetmemek için bu mesafeli ilişkiyi korumaya çalışırdı. En büyük sırdaşı, yalnızlığını gideren tek insan değil miydi nede olsa...

Hoya da diğerleri gibi Özge'nin heveslerinden biriydi sadece. (heves = hepsi beni sevsin ama ben L i seveyim ) Ama L'in onun için ne anlam ifade ettiğini de çok iyi bilirdi Lu Han. Bu yüzden saklardı ya tüm sırlarını. Yine de bu Hoya meselesinin L ile olan ilişkisine zarar vermesinden çok korkuyordu. Onu defalarca uyarmış ve sonunda ikna edebilmeyi başarmıştı./
Özge, kolay ikna olabilecek bir insan değildi aslında. Sadece Myungsoo'nun onlar için yaptığı gezi planından haberdar olmuş ve bu haber sayesinde yine L e odaklanabilmişti. Lu Han'ın sözleri ise geçerli bir bahane olmuştu. Bilmediği tek şey ise tüm bu konuşmalara kulak misafiri olan Myungsoo'nun yaşadığı büyük acıydı.



L, tüm bu olanlara bir anlam veremiyor, girmiş olduğu şok etkisinden kurtulabilmek için sakin düşünmeye zorluyordu kendini. Şimdiden sonra ne yapması gerekiyordu? Demek şüphelendiği, olmamasını dilediği her şey aslında yüzüne bir tokat gibi çarpan gerçekten ibaretti. Ertesi gün yapacakları gezi için tüm hazırlıklar tamamlanmıştı. MyungSoo, sevdiği kadının sorumlulğunu almak istediğini söyleyecek bir nevi evlenme teklifi edecekti. Şimdi ise tüm planlar değişecek, yerini hayal kırıklıkları ve veda konuşması alacaktı./

Yola çıktıklarında gökyüzü, tüm olanları hissetmiş gibi siyah bulutlarla kaplanmıştı. Bugün herşey negatif bir enerji yayıyordu. L, kafasında söyleyeceklerini toparlamaya çalışırken, Özge'nin mutluluktan kıpır kıpırdı içi. Üç saat sürecek bu yolculuğun neredeyse yarısını tamamlamalarına rağmen L hiç konuşmamıştı. Özge'nin tüm soruları havada kalmış ve hiçbir cevap alamadığında oda sessizliğe bürünmüş, cama düşen yağmur damlalarını seyre dalmıştı. Ani bir fenle irkildi./
L, bu sessizlikten rahatsız olduğunu dile getirmek için böyle durmuştu belki de. İçini kavuran bu ateşi söndürmesi gerektiğini biliyordu. Yolun bitmesini beklemeden bu meseleyi çözmeleri gerektiğine karar vermişti.



-sen.. gerçekten beni seviyor musun?
Özge ne olduğunu anlamamış, bu yüzden sadece 'evet' dökülmüştü dudaklarından.
-evet mi? bana söylemen gereken bazı şeyler olduğunu düşün müyor musun? eğer bana tüm olanları ilk senden duymam için izin verirsen herşeyi kabullenebilirim. en azından benim için bunu yapamaz mısın?
-ben neden bahsettiğini anlamıyorum. L, gerçekten neler olduğunu söyleyecek misin?

Myungsoo bu şekilde bir sonuca ulaşamayacağını biliyordu. Bunu konuşmak için daha uygun bir zamanı seçecekti. Belki o süre içerisinde Özge ona olan sevgisini kanıtlayabilirdi. Zamana bırakmak... Aslında tek isteği onu kaybetmemekti. Bunun için kendince bahaneler üretiyordu. Bu mesele konuşulmaya başlandığında olayların gideceği yönü, ulaşacağı sonucu gayet iyi biliyordu. Sustu ve arabayı çalıştırarak yola devam etti.



Özge'nin sorusu yine cevapsız kalmıştı. İçini bir korku kaplamış, bu ölüm sessizliği daha bir korkutur olmuştu onu.



Yağmur şiddetini artırmış ve görüş alanını daraltmıştı. Özge L in söylediklerine bir anlam vermeye çalışırken, L kendi düşünceleri içinde boğulmaktaydı. Gözünün önünde canlanan resimler bile ona acı veriyordu. Yolun kenarında, birbirine sırılsıklam aşık olduğu her hallerinden anlaşılan çifte kaydı gözleri.



/Bu yakışıklı oğlanın Hoya ve ona sarılan kızın hayalindeki pembe panjurlu evinin kadını Özge olduğunu anladığında bilinçsizce arabayı o yöne sürmeye başlamıştı. Bunun bir halüsinasyon olduğunu anladığında ise araba çoktan bariyerlere çarpmış ve takla atmaya başlamıştı. Uçuruma düşeceklerini anladığında ise Özgenin elini sımsıkı kavramıştı. Ona kendi beden diliyle özür dilemekti bu./


/L'in emniyet kemeri bağlı değildi. Bu nedenle araba suya düştüğünde kolayca çıkmayı başarabilmişti. Nefesi onu zorlamasına rağmen o hemen Özge'ye yönelmişti. Fakat emniyet kemeri sıkıştığı için onu kurtarmak biraz zaman ve uğraş gerektirecekti. Yine de pes etmeyip, bütün gayretiyle arabadan çıkarmayı başarmıştı. Yukarı, su yüzüne çıktıklarında derin nefes alabilmişlerdi. Eğer hava yastığı açılmamış olsaydı her ikiside ölebilirdi. Yine de bir mucize diyordu L kendi kendine. Solgun yüzüne bakan Özge bakışlarından okuyordu onun düşüncelerini.

Kıyıya vardıklarında tutamadı gözyaşlarını ikiside. Birbirlerine sarılmakta buldular en büyük teselliyi. Özge eline bulaşan kanı gördüğünde anlamlandıramamıştı ilk başta. Hızlıca L i kendinden uzaklaştırdı ve o an donup kalmasına neden olan yarayı gördü L'in vücüdunda. Son bir yamuk gülüşten sonra daha fazla dayanamayan gövdesi yere yığılmıştı. Havanın yağmurlu olması yeterince kötüyken, mahkum kaldıkları bu sahilde çaresizlik yakmıştı en çok canını. Elinden hiç bir şey gelmiyordu. Ağlıyordu, yapabildiği buydu çünkü. Tek dileği onları bir an önce bulmaları ve L'in hayatta kalabilmesiydi.



Ambulans gelmekte çok gecikmemişti. L baygın bir şekilde götürülürken, Özge'nin tedavisi yolda yapılmıştı. Bir kaç ufak yarası vardı sadece. Myungsoo acil olarak ameliyata alınmış ve 5 saat süren bu ameliyat sonrası yoğun bakımda korumaya alınmıştı. Özge bitkin bir haldeydi. Aldığı serum ile ayakta durabiliyordu ancak. L'i görmek istedi. Yanına giremeyeceğini oda biliyordu. Durumunun hala kritik olduğunu ve yaşama şansının çok düşük olduğunu söylemişti doktorlar. İnatla buna inanmayı reddediyordu. Yaşadığını görmek ve bir an bile gözünün önünden ayırmamak için, gözyaşlarının dostu tuvalet kağıdını kaptığı gibi L'in yattığı 509 nolu hastane odasında aldı soluğu./

Ama asıl şok etkisini yatağı boş görünce yaşamıştı...



Bölüm 5

Gizli Mesaj içeriği: Sırlar İçinde Kayboluş:


-Bir fan sizce ne kadar tehlikeli olabilir? Ya da eski sevgili? Bunlar bir ünlü için gözden kaçırılmaması gereken detaylar. Size yöneltmiş olduğum sorulara doğru cevap verdiğiniz sürece onu bulmak daha kolaylaşacaktır bizim için. Ne demek istediğimi anlıyor musunuz Özge hanım?
Bu yüzden sessizliğinize bir son vermeniz gerekiyor artık. Ne kadar acı çektiğinizin farkındayım. Yine de size yardımcı olabilmem için biraz daha güçlü olmanız ve bizimle işbirliği yapmanız gerekiyor.



Dedektif Park'ın soruları canını yakıyordu. Sadece yalnız kalmak ve tüm bu olanların korkunç bir kabustan ibaret olduğunu hissetmek istiyordu. Etrafındaki insanlar adeta gerçeği yüzüne vurmak için yarışır gibiydiler. Kazanın üzerinde bıraktığı suçluluk duygusu bir yana L'in ortadan kayboluşu tuz biber olmuştu yarasına. Girmiş olduğu bunalım onu sessizliğe mahkum etmişti. Kendi kafasında bin türlü şey kuruyor ve sonuç olarak ağlamaktan başka çözüm bulamıyordu. Aradan kocaman bir hafta geçmesine rağmen, ne tek bir haber, nede tek bir iz bulabilmişlerdi. Ondan geriye kalan tek şey, boş yatağında buldukları küçük nottu.



Bir Hafta Önce

L'in bilinci ameliyattan sonra yerine gelmemişti. Geçirdiği kaza sonucu çok fazla kan kaybetmiş ve akciğerine aldığı darbe nedeniyle hayati riski atlatamamıştı. Doktor yaşama şansının çok küçük bir ihtimal olduğunu söylediğinde, bu saçmalığa inanmak istemedi. Hayatını onu sevmeye adamışken L onu böylece nasıl terk edebilirdi ki?

-benim yüzümden... benim yüzümden..
eğer ona birşey olacak olursa yaşayamam ben doktor.
henüz ona sevgimi yeterince gösterememişken bu nasıl olur?
o yaşamak zorunda. beni affetmek zorunda anlıyor musun?

Pişmanlığın en büyük belirtisiydi bu sözler. Varlığının kıymetini bilememenin. Eğer zamanı geri almak mümkün olsaydı herşeyin daha farklı olacağına inanıyordu. Kazanın en büyük sebebinin kendisi olduğunu düşünmek delirmesine yetecek kadar büyüktü. O yüzden tek inandığı, L'in yaşaması gerektiğiydi.



Ayağa kalktığında başı dönüyordu. Kolundaki serumu kopardı ve yalpalayarak L'in yattığı odaya doğru koşmaya başladı. Yoğum bakım ünitesi ek binadaydı. Her türlü hijyeik ortam sağlanabilmesi için sessizliğe mahkum edilen bu odalarda insanın kanını donduran ölüm esintisi hissediliyordu. İçeri girebilmek için onu takip eden doktoru sayesinde izin alabilmişti. 509 nolu odaya yöneldiğinde ayakları onu geriye çekiyordu. Adımları yavaşlamış, zorla ilerler olmuştu. İzolasyon odasında yatırıldığı için yanına kimseyi almıyorlardı. Bu nedenle sadece uzaktan görebilecekti onu. Cama yaklaştığında kalbi yerinden çıkacak gibi atmaya başlamıştı. Yatağı boş gördüğünde ise beyninden vurulmuşa dönmüştü. İlk aklına gelen sadece ve sadece 'ölüm' olmuştu.
Doktor durumu öğrenmek için hemşireleri çağırmış, kimsenin bir haberi olmadığını öğrendiğinde ise odaya girmiş ve yataktaki kağıt parçasını farketmişti. Okuduğunda ise bu notu Özge'ye gösterip göstermemek konusunda tereddüte düşmüştü. Yine de bunun gizlenemeyecek bir gerçek olduğunu bildiği için vermesi gerektiğini biliyordu.

Özge, özensizce yıtrılmış kağıdı aldı. Gazeteden kesilme harflerin yapıştırılarak oluşturulduğu anlaşılan notu okuduğunda, iri gözleri olabildiğince açılmış ve titreyen dizleri daha fazla ayakta durmasına müsade etmemişti.

'Bana ait olanı geri alma zamanı...'

Ağlıyordu... Bu not damarlarında dolaşan yakıcı bir sıvı gibi acı veriyordu ona. Her hücresine, tek tek... Tüm bu olanlara dayanamayan vücudu artık yenik düşmüş ve bayılmıştı.

Uyandığında, Dedektif Park onu bekliyordu. İnanması güç bir gerçekle daha yüz yüze gelmişti. L kaçırılmıştı. Ölüm ile burun buruna olan sevdiği kaçırılmış belki de bu esnada hayatını kaybetmişti. Durumu ciddiyetini korurken, kimin buna cesaret edebileceği hakkında hiçbir fikri yoktu.
O günden sonra tek bir kelime çıkmamıştı ağzından. L'den bir haber alınana kadar da konuşabileceğini sanmıyordu. Bu zor günlerinde en büyük destekçisiydi Lu Han. Tüm bildiklerini dedektife anlatmış bir nevi Özge'nin dili olmuştu. İnfinite üyelerininde Özgeden pek bir farkı yoktu. Herkesin tek dileği bir an önce L'e ulaşılmasıydı.



Aradan bir ay geçmiş buna rağmen tek bir haber alınamamıştı. Onları sonuca ulaştıracak delillere henüz ulaşılamamış, yapılacak herşey yapılmış, şimdiyse sadece haber beklemek kalmıştı. Bunu her kim planladıysa L'i çok iyi tanıdığı ortadaydı. O gün kamera sisteminin yapılandırılacak olması ise tamamen bir şanssızlıktı. Ya da suçlu tarafından kullanılan büyük bir fırsattı...

Özge girdiği bunalımdan çıkamamıştı henüz. Ölümle burun buruna olan sevgilisin hayatta olabileceğine dair tüm umutlarını kaybetmişti. Hayatı monoton bir hal almış, ölü gibi yaşam sürmeye devam ediyordu. İşe gitmek yerine gündüzlerini Korku Evinde geçiriyor, geceleri ise sadece uyumak için evine dönüyordu. Lu Han olmasa o evden hiç çıkmayacağı kesindi ama buna cesaret edemiyordu.
Zaman hızla akıp geçiyor ama o neredeyse her gün L in öldüğüne dair türlü kabuslar nedeniyle sıçrayarak uyanıyordu. Artık uyumaya korkar olmuştu. Bu sabah yine bir kabusla uyanmıştı. Şu an yaşadığı gerçeğinde bir rüyadan ibaret olması için nelerini vermezdi ki...

Öylece çıktı evden. Boğulacak gibi hissediyordu. Nefes alabildiği tek sığınağına geldiğinde ise beklenmedik bir kokuyla karşılaştı. L'in kokusuydu bu. Yine bir rüya gördüğünü düşündü ama değildi. Tüm odaları koşar adımlarla gezdi fakat kimseyi bulamadı. Kendine güvenemediği için hemen Lu Han'ı aramış ve yanına gelmesini istemişti. Lu Han evde, sadece küf kokusu olduğunu söylediğinde ise artık delirmeye başladığını düşünmüştü. Koku sanki biri tarafından tüm eve bilerek sıkılmış gibi fazlasıyla gerçekçiydi.
Ertesi gün hala varlığını sürdüren bu kokuya aldırış etmemişti. Bu durumdan şikayetçi değildi ve kendi kendine kimseye bahsetmeme kararı almıştı.

Kaza günü L'in üzerinde olan kanlı gömleği koltuğun üzerinde gördüğünde ise donup kalmıştı... Şimdi ne düşünmeliydi???





Bölüm 6



Bölüm 7





Bölüm 8

Gizli Mesaj içeriği: Sırlar Yavaş Yavaş Açığa Çıkarken...:


Kalimero'nun siyah tüylerini süsleyen 'L' harfi ve sevdiği çocuğa tıpatıp benzeyen HyunSoo...
Hyunsoo ile karşılaşmasının ardından sebepsiz yere ölen Kalimero...

Her ne kadar bu olanların bir kader olduğuna inanmak istesede bir türlü cesaret edemiyordu. Bu saçmalık uykularını kaçıracak kadar rahatsız edici olsada, L'in hayatta olduğuna dair bir umut doğmuştu içine. Ölümüne inanmak istemeyişi ona her defasında farklı alternatifler sunuyordu. Bu defa Hyunsoo tutunacak dalı olmuştu ve ona ulaşıp, tüm bu olanların ardında farklı bir gerçek olup olmadığını kontrol etmekten başka yol yoktu. Kimliğin sonradan değiştirilebilmesi mümkündü değil mi? Ama böylesine büyük bir benzerlik ona göre imkansızdı. Bu nedenle karşısındaki L'den başkası olamazdı...
Her gün Namsan'a uğramaktan vazgeçmediği gibi, başına gelen o kötü olaya rağmen geç vakitlere kadar burada kalmak ve Hyunsoo'yu beklemekten de geri kalmıyordu. Onunla mutlaka karşılaşmalı, bir şekilde hayatında yer almayı başarabilmeliydi.

--------------------------

Tıpkı yüzü gibi huylarıda benziyordu Myungsoo'ya. Mokpo'da stres atma mekanı olan Yodolsan dağından sonra Namsan'ı keşfetmişti Seoulde. Yaklaşık iki aydır burada olmasına rağmen henüz alışamamıştı yeni şehre ve insanlarına. Namsan'ın temiz havası ve manzarası ona geldiği yeri hatırlattığı için çareyi her akşam buraya gelmekte bulmuştu. Ta ki o garip kızla karşılaşana kadar... Pek uğrayamaz olmuştu son günlerde mekanına. Nedensiz bir korku vardı içinde, tekrar karşılaşma korkusu. Resimdeki çocukla bu kadar benzer olması korkutmuştu aslında onu. Karışık olaylardan her zaman nefret etmiş bu nedenle olabildiğince uzak kalmak istemişti bu durumdan. Bir türlü söz geçiremediği ayakları onu kulenin altına sürükleyene kadar...



-----------------------------------



Etrafa utangaç bir çocuk edasıyla hızlı bir göz attı. Çok fazla insan yoktu. Saat henüz çok geç değildi. Havanın insanın içini titretecek kadar soğuk olması sessizliğide beraberinde getiriyordu. Huzur verici sessizlik... Manzaranın güzelliğinde kaybolup düşünce alemine daldığında, omzunda hisettiği acı verici, delici parmak dürtüsüyle irkildi. Kafasını çevirdiğinde karşılaştığı bu iri gözler ona yabancı değildi. Tek kelime etmeden geri döndü ve hızlı adımlarla yürümeye başladı. Ağzı açık bir şekilde ardından bakakalan Özge yürüyüşünün bile bu kadar benzer olduğunu gördüğünde içinde bir sızı hissetti. Yanına gidebilmek için tüm cesaretini toplamışken o tek bir kelime dahi etmeden nasıl öylece gidebilmişti? Israrcı olmaktan başka çaresi yoktu. Bu defa kalbinin sesini dinleyecek ve istediği gibi hareket edecekti. Ona yetişmek yerine takip edecek ve en azından nerede yaşadığını öğrenip hergün buraya gelip onu bekleme sıkıntısından kurtulabilecekti.
Hyunsoo takip edildiğinin farkındaydı. Özge'ninde bunu gizlemeye pek niyeti yoktu. Yaklaşık bir saat süren bu takibin son durağı Gangnamdaki bir evin önüydü. Aman tanrım Oppan Gangnam Style



Hyunsoo zile basmadan önce Özge onu durdurmayı başarabilmişti. Gerçi onunda içeri girmeye pek niyeti yoktu. Eğer Özge bir adım atmamış olsa o geri dönecek ve konuşacaktı.

-bundan sonra senin etrafında olma kararı aldım. sana fikrini soramadığım için üzgünüm ama olumsuz bir cevap versende bu kararımdan vazgeçeceğimi düşünmüyorum. sebebini biliyor olmalısın. madem o kişi değilsin neden bunu bana kanıtlamıyorsun?
-kanıtlamak mı? bunu neden yapayım?
-çünkü beni her gün görmek istemeyeceğini düşünüyorum. sanırım başının belası olacağım, yine de bu seni ürkütmüyor mu?
-kaç yaşındasın? görünüşün pekte ufak olmadığını söylerken, neden beynin gelişememiş acaba.



Özge lafı sindirene kadar Hyunsoo çoktan kapıdan içeri girmişti bile. L, insanları kıracak sözler söylemezdi. Ama bu çocuk ağzından çıkan sözleri hiç umursamıyor gibiydi. O kesinlikle Myungsoo olamazdı.
'Off... yinede bu yeterli bir sebep değil. Sabretmelisin Özge. Tüm bu olanların arkasındaki nedeni bulmak için sabretmelisin.' diyordu kendi kendine. İyi de L sandığı bu çocuğun gerçekte hiçbir alakası olamayan yabancı bir insan olduğunu öğrenirse o zaman ne yapardı... Bu düşünce içine oturmuştu resmen. Yinede sonuna kadar gitmeye kararlıydı. son umudunuda yitirmeye pek niyeti yoktu.

Hyunsoo, kapının arkasında öylece beklemişti bir süre. Eli, yerinden çıkacak gibi çarpan kalbinin üzerinde sakinleşmeyi bekliyordu. Bu duyguya bir türlü anlam veremiyor, kalbini böyle delicesine attıran kızdan uzak kalmayı başarabilecek miydi bilmiyordu. Ona, kendini tanıması için izin vermekten başka çaresi yok gibi görünüyordu.

Düşünceler... düşünceler...



Ertesi gün evden çıkmak için adım attığında kapının önünde uyuklayan güzelliği görmüş ve kahkaha atmamak için kendini zor tutmuştu. Israrcı olmak konusunda bu kadar ciddi olduğunu düşünmemişti. Bir dakika... tüm gece burada uyumuş olamazdı değil mi?



-Hey..Hey...
Özge yavaşça gözleri açmış ve uyku sersemliği ile yerinden kalkmaya çalışırken, kapının önünde yer alan 2 basamaklı merdivenden kayıp yere düşmüştü. Bu sert düşüş uykusunu açmak için yeterli bir sebep olmuştu. Elindeki ufak birkaç çizikten başka birşey olmayışı her ikisininde içini rahatlatmıştı. Yavaşça ayağa kalkmaya çalışırken, Hyunsoo'nun onu yakalamak için hiçbir gayrette bulunmayışına için için söyleniyordu. Yüzüne yapmacık bir gülümseme ifadesi kondurdu ve 'Günaydın' diyebildi.



- burada ne yaptığını sanıyorsun. eğer kalacak yerin yoksa neden bir telefon kulubesini kullanmıyorsun?



Özge öfkesini gizlemek için elinden geleni yapıyordu.
- dün gece sana tüm bunları açıkladığımı sanıyorum. benimle arkadaş olmaya ne dersin?
- sen... sapık mısın?



- Yaa!!! biraz daha insancıl olamaz mısın sen? ne düşündüğün umrumda bile değil. beni ilgilendiren senin geçmişin. daha öncede söylemiştim. o kişiye olan benzerliğinin farkındasın. içimdeki ses bana senin, o olduğunu söylerken peşini nasıl bırakabilirim?
- ama ben o kişi değilim.
- o değilsen bile bir ilişkin olmalı. çünkü senin geldiğin gün Kalimerom sebesiz yere hayatını kaybetti. (Özge söylediklerinin ne kadar saçma bir neden olduğunu düşündüğünde hemen konuyu değiştirmişti. Asıl nedenini söylemeye bir türlü cesaret edemiyordu... L'e benzemesi onun için yeterde artardı bile...)
- bu evde mi yaşıyorsun? Gangnam da oturduğuna göre zengin olmalısın.
hyunsoo ve yamuk gülüşü. Özge bu gülüşü gördüğünde kendinden geçmişti adeta.
- yapmam gereken işlerim var. (hyunsoo okula doğru yürümeye başlar.)
- bekle biraz. nereye gidiyorsun? seninle gelmemde bir sakınca var mı?
.......
- sessizliğini evet olarak algılıyorum. sorularıma cevap verecek misin? sadece sessiz mi olmam gerekiyor?
- bunu başarabileceğinden emin değilim.
- peki susuyorum.
- senin yapacak işin yok mu? tüm gün beni takip etmeyi düşünmüyorsun heralde?
- düşünüyorum...



Hyunsoo her sabah olduğu gibi bugünde çömlekçilik okuluna gidiyordu. diğer günlerden farklı olarak yüzüne yerleşen mutluluk ifadesini yanındaki bu deli kıza borçluydu. Söz verdiği gibi tek bir kelime etmemişti. Sadece onun yanında şaşkın şaşkın yürümeye devam ediyordu. Okul çıkışına kadar onu bekleyeceğini düşünmemişti. Bu kişi her kimse onu ne kadar sevdiğini anlayabiliyordu. Fakat tüm bunların kendi için değilde o kişi için olduğunu düşünmek farkında olmadan canını acıtmıştı. Dönüş yolunda yine tek kelime etmemişti Özge. Yolda koşan lise öğrencisi ona çarptığında ayağı takıldı ve Hyunsoo'nun üzerine doğru düştü. Son anda kollarından yakalamıştı Özgeyi. Doğrulurken gözgöze geldiklerinde her ikiside farklı anlamlar yüklemişti bu bakışlara. Özge, bu masum bakışların ardında L'i görebiliyordu. Hyunsoo ise ne kadar acı çektiğini anlayabiliyordu yorgun gözlerinden. O an istediği kişi gibi olmak istedi. Bu kızın gülmeye hasret kalan gözlerini, yeniden parlayan mutlu gözler haline getirmek istiyordu. O kadar baskın bir duyguydu ki bu kendine engel olmak istese bile artık çok geç olduğunu biliyordu.



- Seoul'e üniversite okumak için geldim. Ve bu sabah gördüğün ev.. benim değil. Büyükbabamın bir arkadaşı bana burada yaşamam için yardımcı oluyor. Bende karşılığında onun atları ile ilgilenmek istedim. Böylece kendimi borçu hissetmiş olmayacağım. Anlayacağın o evde geçici olarak kalıyorum.



Özge hiç bir şey sormadan Hyunsoo'nun onunla konuşuyor olması beklemediği bir durumdu. O kadar mutlu olmuştu ki sessizliğine devam edip anı bozmak istemedi. Artık aralarında bir bağ oluştuğunu biliyordu. Eve geldiklerinde Hyunsoo tek kelime etmeden içeri girdi. 'Her zamanki gibi' dedi Özge. 'Sanırım insanlara alışabilmesi zamana ihtiyacı var.'


Son iki ay böyle gelip geçmişti. Hergün birlikte vakit geçirir olmuşlardı. Ona geçmişi hakkında herşeyi anlatmış fakat L hakkındaki hikayelere bu kadar duyarsız olması dikkatinden kaçmamıştı. Bakışları bile bu anıları hatırlamadığını söylüyordu. Özge beklemediği sonuca doğru sürüklenirken, onun hakkında daha fazla bilgi edinmek istiyordu. Artık oda karşısındaki kişinin L olmadığına inanmak üzereydi. Bunun bir hayal kırıklığı olmayışı ise daha çok etkilemişti Özge'yi. Hyunsoo ya o kadar alışmıştı ki, Myungsoo olmaması gerçeği bile eskisi kadar incitemezdi onu.

----------------------------------------

Lu Han son zamanlarda yeniden gülmeye başlayan Özgeyi gördükçe mutlu oluyordu. Bunun ardındaki gerçeği öğrenmek istesede bir süre öylece devam etmesine izin verdi. En büyük sırdaşının ona bir gün mutlaka açılacağını biliyordu. Öyle de olmuştu.
Özge, Hyunsoo hakkında ne yapması gerektiğini bilmiyordu. Baştan sona tüm olanları Lu Han'a anlatmıştı.
- ilk başta onun L olabileceğinden o kadar emindim ki... Onunla yaptığımız her şeyi yeniden hayata döndürdüm. Daha önceden gittiğimiz her yere tekrar götürdüm. Ama o hiçbir şey hatırlamıyor. Üstelik tüm korkularıma rağmen kaza yaptığımız o sahile bile... Ağlamaya başlamıştı. Lu Han anlayamıyorum. Nasıl bakmam ve nasıl çözümlemem gerektiğini bilmiyorum. Herşeyden habersiz oluşu onun L olmadığının bir kanıtı. Öte yandan geçmişini sır gibi saklıyor oluşu ise içime kuşku düşürmekten başka bir işe yaramıyor. Sence hafızasını kaybetmiş olabilir mi? Başka türlü nasıl böyle bir benzerlik mümkün olabilir? Sadece yüzü değil, davranışları, konuşması hatta bakışları bile bu kadar L'i hatırlatırken... Ne yapmalıyım?

Lu Han'ın tüm bu duydukları karşısında tüyleri ürpermişti. Gerçeği ona söylemelimiydi? Şimdiye kadar Özge'yi kaybetmekten korkmuş fakat onun bu kadar acı çektiğini gördükçe daha fazla izin veremeyeceğini anlamıştı. Özgeye tüm olanları anlatacak böylece daha kolay sonuca ulaşmasını sağlayabilecekti.



Bölüm 9

Gizli Mesaj içeriği: Alışılması zor hayat:


Lu Han, Korku evinin yerine yaptırdığı yeni evinin camından yağmuru seyrederken düşüncelere daldığının farkında bile değildi. Yine başaramamıştı. Özge’ye tüm olanları anlatmak istemiş fakat onu kaybetme korkusu daha ağır basmıştı. Nasıl söyleyebilirdi ki? L’i o gün hastaneden kaçıranın kendisi olduğunu nasıl söyleyebilirdi…



--------------



Hyunsoo, bu duyguyu ilk defa yaşıyordu. Kalbi onun yanında bir başka atıyor, yanında olmadığı zamanlarda bile onu düşünüyor ve şimdiye kadar hiç olmadığı kadar mutlu hissediyordu kendini.

Bu kıza aşık mıydı?



Bu yüzden kalabilmişti ya şimdiye kadar onun yanında. Ama artık gitmesi gerekiyordu. Her ikisinin de daha fazla acı çekmemesi için böyle karar vermişti. Özge’nin onu kim olarak gördüğünün ve ona neden yaklaştığının başından beri farkındaydı. Engel olamadığı bu sevgisi içinde daha fazla büyümeden onu terk etmeliydi. Görebiliyordu… O masum bakışların ardında gizlenen acı dolu bakışlardan haberdardı. Bu yüze sahip olduğu sürece onun gerçek sevgisini kazanamayacağını düşünüyordu. Kendi olduğu için değil, bir başkasına benzediği içindi bu sevgi. .. :ahulanah:

Özge hevesle hazırlandığı bu buluşmada Hyunsooo’yu son kez göreceğinden habersizdi. Ona olan sevgisi geçen iki ay zarfında yeterince büyük bir boyuta ulaşmıştı. Sonunda tekrar gülmeye başlamış ve geçmişe dair her şeyi unutabilmek için kendini yeterince hazırlayabilmişti. Hiçbir şeyi düşünmeden yeniden aşık olabilmenin tadına varıştı bu…
Zaman çok hızlı ilerliyordu. Dün buluşmak için anlaştıkları bu kafeye geleli neredeyse 2 saat olmuş fakat Hyunsoo dan hala bir haber alamamıştı. Telefonunun kapalı olması içini büyük bir sıkıntıyla kaplamaya yetmişti. Ayağa kalkıp kapıya yöneldiğinde, camın arkasından onu seyreden Hyunsoo’yu gördü. Rahatlamıştı… Dışarı çıktı ve sinirli bir ifadeyle ona doğru yöneldi.

-Neden telefonuna cevap vermedin? Seni ne kadar merak ettiğimin farkında mısın?
- Benimle bir yere gelmeni istiyorum. Hiçbir şey sormadan beni takip edebilir misin?
Özge bu cevap karşısında şaşırmıştı. Yüzündeki ifade hiç hoşuna gitmemiş olmasına rağmen onu izlemekten başka çaresinin olmadığını biliyordu.
Geldikleri bu yer Korku Evinin olduğu sokaktan başka bir yer değildi. Yerini başka bir evin aldığı bu evle olan hikayesini Hyunsoo’ya anlatmış fakat nerede olduğunu hiç söylememişti. Özge şaşkın ama büyük bir umut barındıran gözlerle bakmıştı ona.
-Eğer ben gerçekten o sandığın kişi değilsem bana yine böyle bakabilecek misin?
-…
-Yaşadığım şehre geri dönmeye karar verdim. Seninle bu şekilde devam etmenin ikimize de zarar vereceğini düşünüyorum. Bu saçmalığa son noktayı koymak için çok geç bile kaldım. Bundan sonra bir daha görüşmemeyi diliyorum.




Özge ağzı açık bir şekilde sadece dinlemiş, konuşmaya cesaret edememişti bir türlü. Öylece gitmesine izin vermiş ve sadece arkasından bakmakla yetinmişti. Onu durdurmaya çalışmak istemiş fakat ayakları yere çiviyle çakılmış gibi sabit kaldığından hareket edememişti.




Eski depresif hayatına geri dönmesi uzun zamanını almamıştı. Güçlü olabilmek için kendine söz versede duygularının esiri oluyordu. Çaresizlik yine kuşatmıştı her bir yanını.


----------------------


Lu Han, Özge’nin tüm bunları tekrar yaşamasına göz yumamazdı.
Bu sefer kapısının önünde zili çalmak için beklerken her şeyi anlatmakta kesin kararlıydı. Ve tüm cesaretiyle parmağı zile dokunmuştu…

-Lu Han Bu saatte neden buradasın sen?
- Ben nasıl söyleyeceğimi bilmiyorum Özge Özür dilerim. Ama bugün anlatmazsam bir daha hiç yapamayacağımı düşünüyorum.
- Neler oluyor, sen iyi misin?
-Konuşmamız gerekiyor, sana söylemek istediğim çok önemli bir şey var.
Lu Han onu nelerin beklediğini bilmediği için çok korkuyordu. Yinede bunu saklamaya devam edecek gücü kendinden bulamıyordu. Sevdiğine zaten en büyük kötülüğü yapmışken bunu devam ettirmeyi nasıl düşünebilirdi ki. Üstelik oda Hyunsoo’nun L olabileceğini düşünürken…
-Beni sonuna kadar dinlemeni istiyorum. Konuşmamı hiç bölmeden beni dinleyebilecek misin? Bu benim için gerçekten çok zor. Bu yüzden sonuna kadar sabretmeni istiyorum. Sonrasında bana dilediğini söyleyebilirsin.
-Seni bu kadar üzen şey ne anlat bana. Sonuna kadar dinleyeceğimden emin olabilirsin.
-L ve ben iyi arkadaştık biliyorsun. O seni gerçekten çok seviyor ve fazlasıyla endişeleniyordu. Bir gün benden onunla iş birliği yapmamı istedi. Seni en iyi tanıyan insan olduğum için benden başkasına güvenemeyeceğini düşünüyordu. Ortadan kaybolacağını söyledi…

Özge duydukları karşısında şok geçiriyordu. Tüm bu konuşmanın nereye gideceğini çok merak ediyordu. Gözleri tüm şaşkınlığını ortaya çıkarsa da tek kelime etmeden Lu Han’ı dinlemeye devam etti. Baştan sona her şeyi detayıyla bilmek istiyordu.

-Aslında şimdiki gibi uzun vadeli terkediş değildi bu. Sadece birkaç günlüğüne ortadan kaybolacak ve bunu bilen tek insan ben olacaktım. Ne ailesi, ne İnfinite nede sen bu durumdan haberdar olamazken bunu sadece benim bilmemi istiyordu. Böylece daha inandırıcı olabileceğini düşünmüştü. Benden yapmamı istediği ise onun seni terk ettiği ve bir daha asla geri dönmeyeceğini sana söylememi istemesi oldu. Pekala, aslında onun gözlerimin önünde intihar ettiğini sana söylememi istemişti.
Bunun çok saçma olduğunu ve böyle çocukça davranmak yerine seninle konuşması gerektiğini ona söyledim fakat ikna etmekte başarılı olamadım. Biliyorum böyle bir şeyi kabul etiğim için kızgın olabilirsin ama buna mecburdum Özge… Ona engel olamıyorken destek olmaktan başka çarem yoktu.
Ertesi gün, seninle yolculuğa çıktığında tüm kızgınlığını kusmaya niyetliydi. Ve o gün olanları biliyorsun…

Özge’nin yanağından gözyaşı süzülüyordu. Hiçbir şey söylemeyip onu soluksuz dinliyor oluşu Lu Han’ı korkutsa da yarıda bırakamayacağını biliyordu. Bu fırsatı değerlendirmeli ve vicdan azabından kurtulmalıydı.

-Ben..Ben onun yaşama şansının çok düşük olduğunu öğrendiğimde ne yapacağımı bilemedim. O an tek düşünebildiğim bunu duyduğunda yaşayacağın büyük acı oldu. Ben her şeyi senin için yaptım. Bu yüzden ani bir kararla tüm bilgilerini gizleyip L’i hastaneden çıkarttım. Ama geç kalmıştım. Sen çoktan her şeyi öğrenmiştin.

Özge birden ayağa fırladı. Gözleri adeta ateş püskürüyordu.

-Sen, sen ne yaptım dedin?
-Özge beni dinle!
Biliyorum yaptığım yanlıştı ama o an en doğru kararın bu olduğunu düşündüm ne olur anla beni.
-Anlamak mı? Bıraksaydın ve L gözlerimin önünde can verseydi. Emin ol bu senin yaptığından daha az acıtırdı canımı.

Arkasını döndü ve titreyen ayaklarını güçlükle hareket ettirerek yürümeye başladı. Bu beklenmedik olay karşısında ayakta kalabilmek için tüm gücüyle direniyordu. Sonrasında neler olduğunu merak ediyor olsada dinleyecek gücü kendinde bulamıyordu. En yakın arkadaşı Lu Han’ı kaybetmek üzereydi.

-Özge lütfen bekle dinle beni… Özge…
Lu Han peşinden gelmeye devam etsede onu dinlemeye niyeti yoktu. Ta ki ayaklarını yerden kesen şu sözü işitene kadar…
-O beklide yaşıyor olabilir…

--

Özge yere yığılmıştı. Vücudunun artık acılara karşı direnç kazandığını düşünürken bacakları onu yarı yolda bırakmıştı. Gözyaşlarına engel olmadan bağırarak ağlamaya başlamıştı. Lu Han ona destek olmak istemiş , onu defalarca itmesine rağmen en sonunda tüm gücünü kaybetmiş ve Lu Han’ın kollarında ağlamaya devam etmişti. Ve en sonunda kendinden geçmişti.

Dehşet verici baş ağrısı ile uyanmıştı. Gözlerini yanıyor gibi hissettiği için açmakta çok zorlanmıştı. Hastanede olduğunu anlamak çok zamanını almamıştı. Lu Han’ı hemen yanı başında uyuyor olarak gördüğünde ise tüm olanlar canlanıvermişti gözünde. Şimdi ne yapması gerektiğini gerçekten bilmiyordu. Bu masum insanın ona böyle büyük bir kötülük yapabileceğini hiç düşünmemişti. Geçmiş hatrına Lu Han’ı affedecek ve bir daha asla onunla görüşmeyecekti. Şimdilik tek düşünebildiği buydu.

Lu Han uyandığında Özge yatağında değildi. İçini büyük bir korku kaplamış ve telaşla onu aramaya başlamıştı. Hastane bahçesinde oturuyor olarak gördüğünde büyük bir rahatlık hissi kapladı içini.
Yanına gidip gitmemekte kararsızda olsa ayakları çoktan Özge’ye doğru yönelmişti bile. Yanına büyük bir sessizlikle oturdu. Her ikisi de tek kelime etmeden , sonbaharın hüznünü getiren ağaçların sararmış yapraklarının toprağa düşüşünü seyrediyorlardı.

Ve bu sessizlik Özge’nin sorusuyla bozuldu…

-Neden onun ölmemiş olabileceğini söyledin.
-Çünkü ben onun ölümüne şahit olmadım. Ve Hyunsoo biliyorsun… Onun L olabileceğini düşünüyorum.
Özge ‘neden’ diye sormak istesede bu kadarının yeterli olacağını düşündü. Onunla hemfikir olması yeterliydi. Ayağa kalkıp öylece gittiğinde ise Lu Han onu durdurmak için hiçbir çaba göstermedi. Bu konuşmanın son konuşmaları olduğunun farkındaydı. Onu daha şimdiden çok özlemeye başlamıştı…

----------------

Özge Mokpoya gitmekte kararlıydı. Hyunsoo’yu bulacak ve ona sımsıkı tutunmaya devam edecekti.





Bölüm 10

Gizli Mesaj içeriği: bölüm 10 :):

[SPOILER]


Hyunsoo eski hayatına alışmakta çok fazla zorluk çekiyordu. Seoul de geçirdiği 6 ay boyunca hayatında tatmadığı duyguları tatmıştı. Mokpoya döneli neredeyse 1 ay olmuştu. Tüm hayallerini bir kız uğruna terk ediyor oluşuna bir türlü anlam veremiyordu. Onu ne ara bu kadar çok sevmişti ki?
Derin düşünceler alemindeyken, Özge için yaptığı çömleği boyamakla meşguldü. Ona böyle bir hediye vermeyi neden daha önce akıl edememişti bilmiyordu ama her yaptığı eseri, onun için yapıyordu artık. Özlemini bu şekilde dışa vurabiliyordu ancak. Ölmüş olan eski sevgiliye karşı açmış olduğu bu anlamsız savaş için kendine kızıyordu. Sakince düşünebildiği şu bir ay boyunca kim olduğunu bulmaya karar verdi. Eğer kim olduğunu bulabilirse, Özge’ye bir adım daha yaklaşabileceğini düşünüyordu.



--
Özge bilmediği bu şehre adım attığında tüm korkularıyla yüzleşmekte kesin kararlıydı. Hyunsoo’nun ona yüz çevirmemesi için içten içe dua ederken tüm cesaretini toplama imkanı bulabilmiş ve ilk adımını atabilmişti.
Hyunsoo’nun, Seoul’de birlikte yaşadığı büyükbabadan adres bilgilerini almakta hiç zorlanmamıştı. Birkaç gözyaşı ile olayı daha bir dramatize etmiş ve sonunda isteğine ulaşabilmişti.
Şehre uzaklığı 15 km olan bu köy, huzur verici bir sessizlik ile insanın yeniden doğduğunu hissettirecek kadar güçlü, temiz bir havaya sahipti. Yürüdüğü patika yol doğanın tüm güzellikleri ile iki tarafından donatılmış olduğu gibi, ona eşlik eden kuşların mutlu cıvıltısı masalımsı hayatı gerçek kılıyordu. Böyle bir yerde yaşamaya nede çok ihtiyacı olduğunu şimdi anlamıştı.
Köyde çok fazla ev olmadığı için aradığı yeri bulmakta pekte zorlanmamıştı. Büyük bir alana sahip olduğu anlaşılan bahçenin, kapısını çalmakta biraz tereddüt etsede başarmıştı. Şimdi ise titriyordu…

Kapı büyük bir gürültüyle aralanmış ve ardından görünen büyükannenin tanımadığı bu yüze şaşkın gözlerle bakarken ‘kimsin’ mesajını verdiğini anlamıştı.

-Merhaba Halmoni .. ben.. Hyunsoo’yu aramak için gelmiştim.
-O büyükbabası ile şehre indi. İçeri gel ve orada konuşalım kızım.

Büyükanne tüm misafirperverliği ve içtenliği ile onu karşılamış, Özge bu sıcakkanlılık karşısında utanmıştı. Ona kim olduğunu sorduğunda, kendini nasıl tanıtması gerektiğinden pek emin değildi.

-Ben onun Seoul’den çok yakın bir arkadaşıyım.
-Anladım kızım. Çok güzel bir kızsın sen. Ama buranın insanı olmadığın çok belli.
-Evet Halmoni ben aslında bir Türk’üm.
- Türk mü? Kardeş ülke. Benim babam Kore savaşında hayatını bir Türk arkadaşına borçlu. Sanırım sen benim bu borcu ödemem için gelmiş gibisin. Anlat bana kızım, torunumu görmek için buralara kadar gelişinin bir sebebi olmalı.
-Ben..

Özge utancından kıpkırmızı olmuş ve konuşmayı başaramamıştı. İki sevgilinin ufak çatışmalarını andıran bu ifade büyükannenin gözünden kaçmamış ve yüzüne kondurduğu o içten gülümseme ifadesi ile;

-Sanırım bu siz gençlerin halletmesi gereken bir mesele. Hyunsoo’nun kulaklarını çekmem gerekiyorsa bunu bana hiç çekinmeden söylemelisin. Sen benim değerli konuğumsun.

Bir yandan bu güven verici sözleri söylerken diğer yandan başını okşayan bu sevimli büyükanne şimdiden tüm gücünü yerine getirmişti. Ona dinlenmesi için bir oda vermiş ve tek yapması gerekenin bu olduğunu söylemişti. Artık Hyunsoo’nun dönüşünü beklemekten başka yapabileceği bir şey yoktu. Bu yüzden biraz uyumak ve yol yorgunluğunu atmak şu an için en mantıklı şey gibi görünmüştü.

Uyandığında Hyunsoo’yu başucunda onu izliyor olarak buldu.



Utancından ne yapacağını pek bilemediği için saçıyla oynamaya başlamıştı. İkiside tek kelime etmeden öylece duruyordu. Hyunsoo uzanıp elini tuttuğunda, kalbi yerinden fırlayacak gibi olmuştu. Gözlerinin içine baktı. Ona çok derin bir şekilde baktığını gördüğünde ise başını öne eğerek durumdan sıyrılmaya çalışmıştı. Ne söyleyeceğini ya da neden böyle davrandığını gerçekten bilmek istiyordu. Bu el uzun zamandır tutmaya hasret kaldığı L’in eli değil miydi?



-Kim olduğumu bulmaya karar verdim. Bana yardımcı olmanı istesem bunu yapabilir misin? Karşılaşacağım her ne olursa olsun sonuna kadar yanımda kalıp bana destek olabilir misin?

Özge evet dercesine kafasını salladı ve tam konuşmak için ağzını açtığında Hyunsoo konuşmasına devam ederek onu susturdu.

-Beni yarı yolda bırakacak olursan hayata devam edebilecek cesareti kendimde bulamam. Sana Myungsoo olmadığımı kanıtladığımda benimle olmaya devam edebilecek misin? Eğer bunu yapamayacağını düşünüyorsan lütfen hiç başlama Özge.



Özge’nin yüzünde beliren gülümseme anında kaybolmuştu. Hem kim olduğunu bulmak istediğini söyleyip hemde L olmadığından nasıl bu kadar emin olabiliyordu anlayamıyordu. Yine de vazgeçmek istemiyordu. Hyunsoo’yu sevdiğini biliyordu. L’e bu kadar benziyor olması en büyük nedeni olsada sonuçta onu seviyordu ve tüm olacaklara şimdiden boyun eğmeye kararlıydı.

Sırtını dikleştirdi ve diğer elini, bir elini hala tutmakta olan Hyunsoo’nun elinin üzerine koydu.

-Buraya sadece senin için geldim ve her ne olursa olsun seninle olmaya devam edeceğim. Myungsoo olmanı dilemiyorum. Sadece yaşadığım tüm olaylar senin o olduğuna dair haykırıyor. Yine de bunu görmezden gelip seni sen olduğun için seveceğime emin olabilirsin. Güven bana…



Özge iç sesiyle kavga ediyordu. Henüz ne hissettiğine kendiside tam olarak karar verebilmiş değildi. Bu durumda böyle konuşmanın ne kadar doğru olduğunu bilmesede hisleri onu bu şekilde yönlendirmiş ve oda ayak uydurmakla yetinmişti.

Hyunsoo, Özgeye sımsıkı sarılmış ve böylece gözlerinden akan damlaları görmesine engel olabilmişti. Bu kızı kaybetmemek için ne gerekiyorsa yapmaya kararlıydı.



-Kim olduğumu bulmak derken neyi kastettin?
Hyunsoo yavaşça Özgeden ayrıldı. Artık hakkında ki bazı gerçekleri ona anlatma zamanı gelmişti.
-Ben aslında çok karışık ve bir o kadarda belirsiz bir geçmişe sahibim. Anlatmamı istediğime emin misin?
-Evet. Seni dinliyorum.
-Aslında gerçek anne ve babamı tanımıyorum. Daha doğrusu ailemden hiç kimseyi ne tanıyor ne de hatırlıyorum. Bir yetimhanede büyümüşüm. 11 yaşında oradan kaçmayı başardığımda bu köyde baygın olarak, şimdiki büyükanne ve dedem tarafından bulunmuşum. Ve onlar beni evlatlık olarak alıp, o kötü ortamdan kurtarabilmişler.
-Bir dakika… Neden olayları hatırlamıyor gibi anlatıyorsun. Yani neden başkasının dilinden konuşuyor gibisin.
-Çünkü hatırlamıyorum.
-Nasıl yani?
-Anladığın gibi işte hatırlamıyorum. İki yıl önce geçirdiğim bir kaza yüzünden tüm geçmişimi unutmuşum. Anlayacağım kim olduğumu bulmak pekte kolay olmayacak.



Özge şok geçiriyordu. L ile birlikte yaptığı o kaza üzerinden tam olarak iki yıl geçmişti. Bunu Hyunsoo’ya belli etmek istemedi çünkü bu konuşmanın nereye gideceğini çok merak ediyordu.
Hyunsoo, bakışlarından Özge’nin ne düşündüğünü gayet iyi anlamıştı. L’e karşı duygularının hala tükenmediğini biliyordu. Bu nedenle bu konu üzerinde durmayacak ve her şeyi zamana bırakacaktı.
-İlk olarak kaldığım yetimhane ile başlamak istiyorum. Belki oradan birkaç bilgi edinebiliriz ne dersin.
-Mantıklı olanda bu sanırım. En başından başlayıp acele etmeden, gözden hiçbir şey kaçırmadan devam etmeliyiz.

Ertesi günü birlikte geçirme kararı almışlardı. Hyunsoo ona Mokpo’yu gezdirecek ve nasıl yaşadığını anlatabilecekti. Havanın aydınlanmasına çok az bir zaman kalmasına rağmen Özge’nin gözüne uyku girmiyordu. Tek düşünebildiği bu girdabın içinde boğulacağı hissiydi. Belirsizliğe doğru adım atmaya karar vermişken nasıl tepkiler vereceğini bilmiyordu. Bu yüzden onu en çok kendisi korkutuyordu. Fırsat bulduğunda büyükanne ile konuşmayı deneyecekti. Eğer anlattıkları doğruysa, Hyunsoo’nun hatırlamadığı geçmişi hakkında en fazla bilgiye onlar sahip olmalıydı. Ya da tüm geçmişinin bir yalandan ibaret olmasından yine onlar sorumluydu…

Özge, uyandığında günün yarısı çoktan bitmişti. Bu kadar saat uyuduğuna inanamıyordu. Kimsenin onu uyandırmamasına sinirlenmişti. Hyunsoo ile geçirebileceği bu değerli vakitleri uykuya harcadığı için kendine kızıyordu daha çok. Dışarı çıktığında evde kimsenin olmadığını fark etmesi fazla zamanını almadı. Bu büyük bahçeyi turlamaya karar verdiğinde küçük bir kulübe çıktı karşısına. İçerden sesler geldiğini duyduğunda yavaşça ilerledi kapıya doğru. Hyunsoo’yu gördüğünde gözlerinin içi aydınlanmıştı. Burası ona özel bir çömlek mekanı gibi görünüyordu. Farklı desen ve şekillerde, birbirinden güzel eserlerle donatmıştı içeriyi.

-Uyandınız mı küçük hanım?
-Neden beni uyandırmadın? Bugün birlikte gezeceğimizi söylemiştin.
-Sana bu şehrin geceleri daha güzel olduğunu söylemeyi unuttum sanırım. Aslında uyuyarak çok şey kaybetmedin bu yüzden üzülme.
Elinde tuttuğu çömleği ona gösterdi.



-Bunu senin için yaptım. Sanırım bu işte çok iyiyim. (yüzünde yine öldürücü o çarpık gülümseme ifadesi vardı.)
Özge şaşırmış fakat bir o kadarda mutlu olmuştu. Her ne kadar bu şeyle ne yapacağını bilmesede Hyunsoo’dan aldığı ilk hediye olduğu için çok değerliydi.
-Teşekkür ederim. Bunun benim en kıymetli eşyalarımdan biri olacağına emin olabilirsin.
-Biliyorum Pekala şimdi gezintimize çıkmaya ne dersin?

--
Hyunsoo iki yıllık tüm yaşantısını Özge’ye teker teker anlatmıştı. Gittiği yerleri, gizli mekanlarını, ruhunu dinlendiren ucu bucaksız kırları ona göstermiş ve şehrin manzarasının en güzel göründüğü Yodolsan dağı ile geziye bir son vermişti.

Özge, en güzel günlerinden birini yaşamıştı. Ona bu eşsiz duyguyu tattıran ise yine Hyunsoo’dan başkası değildi. Ertesi gün onun geçmişini araştırmaya başladıklarında, acılarının geri döneceğini biliyordu. Bu yüzden anın tadını olabildiğince yaşamaya çalışmıştı. L’den sonra ilk defa birinin elini tutuyor üstelik bunu hiç yadırgamıyordu. O daima yanında L’in varlığını hissetmeye devam edecekti.

Bu sabaha hiç uyanmak istememişti aslında. Dünün daha doğrusu Hyunsoo’nun etkisini yaşıyordu hala. Bugün birlikte yetimhaneye gideceklerdi. Hazırlanıp dışarı çıktığında Hyunsoo’yu onu bekliyor olarak buldu. İkisinin de yüzünden tedirginlikleri belli oluyordu. Yine her ikisi tüm olan ve olacaklar için birbirinin en büyük umut kaynağıydı.

------------------



Hyunsoo, bu yetimhaneye dair hiçbir şey hatırlamıyordu. Görünüşünün hafızasında bazı şekiller oluşturmasını beklemiş fakat ilk kez görüyor gibi hissetmişti. Sadece kalp çarpıntısının verdiği sinyal onun doğru yolda olduğuna inanmasına yetiyordu.
İçeri girdiğinde ne sorması hatta nasıl sorması gerektiğini bilmiyordu. Çünkü anlatılanlara göre buradan kaçmış olduğu için geri dönüşünün pek hoş karşılanmayacağını düşünmüştü. Kim bilir bu çatı altında neler yaşamıştı ki, burayı terk edecek cesareti gösterebilmiş ve dışarıdaki korkunç hayatı buraya tercih edebilmişti. Hiçbir şey düşünmek istemiyordu. Cesaret aldığı Özge’nin elini sıktı ve müdür odasına doğru yürümeye başladı.

İçeride ki kasvet nefes almasını engelleyecek kadar baskındı. Onları güler yüzle karşılayan bayan oturmalarını söylemişti. Hyunsoo, konuya direk girmesi gerektiğini biliyordu.
-9 yıl öncesinde buradan evlatlık olarak alınan Lee HyunSoo’nun dosyasını görmek istiyorum.
-Üzgünüm beyefendi ama çocuklarımız hakkında kişisel bilgileri paylaşmıyoruz.
-Ben o çocuğun ta kendisiyim ve kendi hakkımda bilgi edinmek istemem en doğal hakkım diye düşünüyorum.
-Kimliğinizi göstermeniz yeterli olacaktır.

Yüzü ekşimen suratlı bu kadına kimliğini gösterdikten sonra;
-Sizi özel bir odaya alacağım. Dosyayı dışarı çıkarmaya izniniz yok. Ayrıca yanınızdaki bayanı sizinle birlikte içeri alamayacağımı da belirtmek isterim. (titizliği çok mu abarttım ne )
Hyunsoo, Özge’nin gözlerinden bunun sorun olmayacağı anlamını okumuştu.
Dosyayı açtığında kendi resmini görmüş ve bir sızı hissetmişti içinde. Devam etmesi için güçlü olması gerektiğini biliyordu. Aile bilgilerini öğrenmenin en kolay yolu buydu.
Fakat istediği bilgileri bulamamıştı. Anne ve baba bilgileri yerine polis tarafından bulunduğu bilgisini öğrenebilmişti. Küçükken kaçırıldığı fakat onu kaçıran çocuk tacirlerinin yakalanması sonucu 100’e yakın çocuğun onunla birlikte bu yetimhaneye getirildiği bilgisi vardı.



Buradan istediğini alamasa da eli boş dönmemesi yeterliydi. Geçmişinin bu kadar karışık olabileceğini hiç düşünmemişti. Anne ve babasının ölmüş olabileceği ya da onu terk etmiş olabileceği ihtimalleri vardı hep aklında. Şimdi ise onlar adına üzülmüş ve yeni bir umut doğmuştu içine. Artık yeni bir dayanağı vardı. Suçlu ailesi değildi…
Özge’ye tüm olanları anlattığında onun bu olaya kendisinden daha çok şaşırdığını gördüğünde gülmeden edememişti. Şaşkın gözlerle ona bakmayı sürdürdükçe gülmesine engel olamıyordu.



-Neden gülüyorsun? Bu işte bir yanlışlık var. Ben senin bu yetimhaneye ait olabileceğini hiç düşünmüyorken sen birde kaçırıldığından bahsediyorsun. Benim L’in geçmişi hakkında bildiklerim çok daha farklı.
-Şu duruda bile düşünebildiğin sadece o değil mi? Benim o olabilmem için dua ediyor gibisin. Bu yüzden mi benimle yol alıyorsun?
-Hayır öyle olmadığını biliyorsun. Ben sadece bunu beklemiyordum. Bu gerçekten çok garip.
-Bir sonraki admımın ne olduğunu sormak ister misin?



Özge, büyüyen gözleri ile Hyunsoo’ya bakmayı sürdürüyordu.

-L ile benim doku örneklerimi karşılaştırmaya ne dersin? Ya da her neyse işte, ikimizin birbirinden farklı olduğunu gösterecek herhangi bir test?
Özge ne söylemesi gerektiğini bilmiyordu. Bunu daha önce düşünmüştü fakat Hyunsoo’dan duymayı hiç ama hiç beklemiyordu.
-sen… bunu yapmak istediğine emin misin? Üstelik sadece benim için?
-Aslında tam olarak sadece senin için denemez.
-Nasıl yani? (zoruna gitti de bozuntuya vermeden )
-Ona olan benzerliğimi merak etmiyor değilim. Şimdiye kadar geçmişime daha doğrusu büyükannem ve dedemin anlattıklarına güvenerek hareket ettim. Bu nedenle senin tüm ısrarlarına rağmen inatla L olmayı reddettim. Onlara bunu sorup, benim için en değerli insanları incitmektense kendim araştırmam daha mantıklı değil mi? Aslında onlara güvenim hala daha tam fakat bunu senin için bir kez olsun denememde sakınca görmüyorum. Kim bilir belki de ben Myungsoo’yumdur ha ne dersin?





Bölüm 11

Gizli Mesaj içeriği: Peki şimdi ne olacak...:


Bölüm 12

Gizli Mesaj içeriği: Bölüm 12:
Böyle bir saçmalığa kim inanır ki?
'İkiz kardeş mi?' Hayat öyle bir acımasız oyun oynuyordu ki Özge'ye, umutların tamamen tükendiği, tüm ihtimallerin yıkılıp bittiği andı bu. Hyunsoo'yu bırakıp sendeleyerek yürüdü ve arkasına dahi bakmadan öylece çıktı hastaneden. Hyunsoo ise peşinden gidemeyecek kadar bitkindi...

------

Özge Türkiye'ye dönmek için tüm hazırlıklarını yapmış ve saat 01.00 de kalkacak uçağına yetişmek için aceleyle çıkmıştı evden. Hiç kimse ile vedalaşmadan habersizce dönüyordu ülkesine. Tüm acılarını bu yabancı yerde bırakmaya kararlı bir kaçış planıydı bu. Havalimanına geldiğinde öylece baktı geriye. Birinin onu tutup, gitmesine engel olmasını o kadar çok istiyordu ki, ayaklarını bir türlü atamıyordu ileri doğru.
Uçak kalkış saati geldiğini, yapılan duyuru sayesinde anlayabilmiş ve son bir umut ile etrafına bakındıktan sonra girişe doğru yönelmişti. Mucizelere inandığı için kızıyordu kendine. Dramalardaki saçmalığın onu bulacağına o kadar çok inandırmıştı ki kendini, her attığı adımda kalbine bir bıçak saplanıyordu şimdi. Beklediği olmamıştı. Kimse onu durdurmaya gelmemişti. Gerçi kimseye haber vermemişken bunu bekliyor oluşu kendini aldatmacaydı sadece. Yerini aldıktan sonra gözlerini kapamış ve 8 saat boyunca bir kez bile açmamıştı. İstanbul'a indiğinde ülkesine gelmenin mutluluğu çökmüştü üzerine. Ailesi bu süprizine kim bilir ne kadar sevinecekti?



------

Hyunsoo, Özge ile tüm bağlarının koptuğunun farkındaydı. Hastanede onu bırakıp gidişi bir terk edişti aslında. Biliyordu. Sevdiği, beklediği adamın kardeşiyle birlikte olamayacağının farkındaydı. Bu nedenle gitmemişti peşinden, durdurmamıştı onu. Yaşadığı kısa mutluluk son bulmuştu böylece. Artık peşinden gitmesi geren bir gerçeği vardı.



İlk olarak L'in teyzesini bularak başlayacaktı. Ona kim olduğunu söylediğinde tüm gerçekleri öğrenebileceğini biliyordu. Bir ünlünün ailesini bulmak tahmin ettiği gibi çokta zor olmamıştı. Tek mesele onlarla konuşacak cesareti kendinde bulamayışıydı. En büyük dayanağı yanında yoktu artık. Onunla başladığı bu yolda yine onun hatırı için ayakta kalmaya devam edecekti. Zile bastığında duyduğu ses içini ürpertmeye yetmişti. Kapıyı açan kadını tanımak hiçte zor olmamıştı onun için. Fakat Ajumma karşısında gördüğü kişi yüzünden şoka girmişti resmen. Dili tutulmuş gibi tek kelime edememiş içeri girmesini izin vermişti sadece. Nasıl olsa biraz sonra öğrenecekti her ikiside tüm gerçeği.



Sıcak yuva hissini tatmamıştı Hyunsoo. İçerideki atmosfer kalbinin delice çarpmasına neden oluyordu bu yüzden. Hiçbirşey söylemeden oturdu koltuğa ve onu şaşkın gözlerle izleyen ajummaya uzattı elindeki zarfı. Yavaşça açıp çıkardı içindeki kağıdı kadın. Sessizlik hakimdi eve. Hyunsoo gözlerini takip ediyordu ajummanın, göz bebeklerinin usulca büyüdüğünü hissedebiliyordu. Titreyen elleri daha fazla tutamamıştı elindeki kağıdı. Aradan geçen onca yıldan sonra kader, bir oğlunu alırken diğer oğlunu göndermişti ona. Ağlayarak sarıldı Hyunsoo'ya, uzun uzun kokladı hiçte yabancı olmayan kokusunu.



- Şimdi bana tüm gerçekleri anlatabilir misiniz? Neden bir yetimhanedeydim ve aileme ne oldu bilmek istiyorum?
- Oğlum... Hiç birimiz böyle olsun istemedik. Annen, baban ve ben o gün kaçmak zorundaydık. Babanın gizli bir ajan olduğunu öğrendiğimizde çok şaşırmıştık. Kore'deki en büyük çeteyi çökertebilmek için onlardan biri gibi olmuş, içlerine sızmayı başarmış. Fakat bu durum ortaya çıktığında, ani bir kararla evi terk edip bir an önce oradan uzaklaşmamızı istedi bizden. Annen ve ben ne yapacağımızı, nasıl davranmamız gerektiğini bilmiyorduk. Baban evin bir gizli geçiti olduğunu ve oradan geçtiğimizde yanına ulaşabileceğimizi söylemişti.
Annen 8 aylık hamileydi ve birden başlayan şiddetli sancıları nedeniyle yürüyemeyecek durumdaydı. Zorlada olsa babanın yanına ulaşabildik fakat bu erken doğumu hiç beklemiyorduk. Zavallı kardeşim kim bilir ne kadar acı çekmiş olmalı. Hastaneden uzak bir şekilde sadece benim yardımımla doğum yapabilmişti. Etrafımızı korkunç adamlar sardığında hiçbir şeyi anlamlandıramamıştım. Babanı gözlerimizin önünde vurmuşlardı. Seni ise tüm bu suçun bedeli diye çekip almışlardı elimden. L'in henüz doğmaması ise bir mucizeydi. Annen tüm bu olanlardan sonra fenalaştı ve yeniden başlayan sancı sonrası L'i dünyaya getirebildi. Tüm bu acılara daha fazla dayanamayarak beni bebekle bir başıma bıraktı.



Her ikisininde gözünden yaşlar boşalıyor, durmak bilmiyordu. Ajumma, zorlada olsa tüm bunları anlatabilmişti Hyunsoo'ya. Bu küçük çocuğun hep öldüğünü düşünür ve onun için ağlardı geceler boyunca. Myunsoo kaybolduktan sonra iyice bitkin düşmüş ve bir ailenin gözleri önünde çöküşünü silememişti beyninden. Şimdi ise hayat, yeniden gülümsemesi için müsade etmişti ona...



Hyunsoo, tüm duyduğu acı gerçeğe rağmen mutluydu. Hiç tanımadığı babasına kızgın hissetsede kendini, ailesinin onu bilerek terk etmediği için mutluydu. Keşke dedi içinden, keşke bir kez olsun kardeşim L ile karşılaşabilseydim...



------


Myungsoo artık kaçması gerektiğini biliyordu. Bir başına ayakta durmayı başarabilmek için son şansıydı bu. Ona bakan hemşireye yeterince yük olduğunu düşünüyordu. Tüm gerçekleri bilmesine rağmen, kızmak yerine minnettar hissediyordu kendini. Fakat bu şekilde yaşamayada devam edemezdi. Sevdiklerine geri dönmek istesede yapamayacağını biliyordu. Kazanın ardından ona miras kalan hastalığı bunu yapmasına izin vermiyordu. Bu nedenle tekrar ortaya çıkmak yerine uzaktan seyretmeyi tercih etmişti. Hemşireye bir not bırakıp ayrıldığında tüm cesaretini toplamış ve yeni hayatına ilk adımını atmayı başarabilmişti.



İlk başlarda tüm sevdiği insanlara bu kadar yakınken bir o kadar da uzak olmak ona acı versede zamanla alışmıştı yeni hayatına. Ta ki Özge'yi, Hyunsoo ile birlikte gördüğü o ana kadar.!!! Bu çocuğun kim olduğundan ziyade ona olan benzerliği çekiyordu dikkatini. Uzun bir zaman onları izlesede artık gidermeliydi merakını bir şekilde. Ona yardım edebilecek tek insan Lu Han'dan başkası değildi. İnfinite'in her koşulda arkasında olacağını bilsede onlara gidemeyeceği gün gibi ortadaydı.



Dışarıda onu bekleyen süprizden habersiz açmıştı kapıyı Lu Han. Karşısında gördüğü kişiyi Hyunsoo olarak düşünsede, bu bakışların ona ait olmadığını biliyordu.



Bilinçsizce geri attığı adıma, dur diyerek L'e yöneldi ve sımsıkı sarıldı ona. İçinde yanan özlem ateşini gözyaşlarıyla atıyordu ikside. Basit bir dostluk değildi onların ki.



Lu Han gerçekler karşısında L'in onu affetmeyeceğini düşünürken, L herşeyi bilerek burada olduğunu söylemişti. Her ikiside suçluyken ve büyük hatalar yapmışken bunun sorumluluğunu bir kişiye yüklemek doğru değildi L'e göre. Şimdiye kadar nerede ve nasıl yaşadığını anlatmıştı Lu Han'a. Karşılığında ise Özge ve Hyunsoo hakkında tüm gerçekleri öğrenmek istiyordu.

-Ben Hyunsoo'nun sen olduğunu düşünmüştüm. Tıpkı Özge gibi...

L farkındaydı. Özge'nin o çocukla birlikte oluşunun en büyük nedeninin kendisi olduğunu biliyordu. İyide kimdi bu çocuk, nasıl benzeyebiliyordu ona bu kadar?



Lu Han da aralarındaki ilişkiyi bilemeyecek kadar uzaklaşmıştı Özge'den. Ama L için konuşacaktı onunla. Her ikiside Özge'nin birkaç gün önce Türkiye'ye döndüğünden habersiz ertesi gün olmasını bekliyordu bunun için.
Lu Han, uzun zamandır ilk defa geliyordu bu eve. Yine tüm cesaretini toplamalıydı zile basmak için. Fakat defalarca basmasına rağmen açılmamıştı kapı. Cama yöneldiğinde fark etmişti kiralık yazısını. Neler olduğuna dair hiçbir fikri yoktu. Ev sahibini aradığında öğrenmişti Özge'nin geri dönüşünü.



L'e olanları anlattığında ikiside farkındaydı bir şeylerin yanlış gittiğinin. Şimdilik planlar dahilinde L sessizliğini koruyacak ve onun görevini üstlenecekti Lu Han. İlk iş Hyunsoo'yu bulmak olacaktı. Üniversiteden yola çıkarak çokta zor olmamıştı ona ulaşmak. İkiside tanıyordu birbirini. Daha önce karşılaşmışlardı Özge sayesinde. Hyunsoo şaşırmıştı Lu Han'ı görünce karşısında. Özge'nin geri döndüğünü biliyordu ancak ona birşey olmasından korkmuştu o an. Konuşmaları gerekiyordu, her ikisininde birbirinden öğrenmek istediği şeyler vardı.

-Özge için mi buradasın?
-Ona ne olduğunu biliyorsun değil mi, yani geri döndüğünden haberdarsın?
-Evet, biliyorum...
-Peki ama neden, neden birdenbire geri döndü?
-Bilmiyorum. Belkide başka ülkede yaşamaktan yorulmuştur.
-Buna inanmamı mı bekliyorsun? Seni sevdiğini biliyorum, nedense ansızın gidişinin ardında seninle ilgili birşeyler var gibi hissediyorum.
-Bana L hakkkında tüm gerçekleri anlatmaya ne dersin?
-Neden bahsediyorsun sen!? L mi? Neden onun hakkında seninle konuşmam gerekiyor?
-Özge gibi bir bağlantımız var. Neden geri döndüğünü merak etmiyor muydun? Birbirimize yardımcı olabileceğimizi düşünüyorum.
-Dalga mı geçiyorsun? O bu ülkeyi terk etmiş ve sen kalkmış benimle pazarlık yapıyorsun öyle mi?



Lu Han yumruğunu sıkmakla yetinmişti. Sinirlerine hakim olabilmek için daha fazla devam etmemeliydi bu konuşmaya. Tek kelime dahi etmeden öylece ayrıldı oradan. Fevri davrandığının farkındaydı. Ama sevdiği insanlar söz konusuyken böyle bir alaycı tavra katlanamazdı daha fazla.

L'e söyleyebileceği hiç birşey yoktu. Hiç bir bilgi edinememişti Özge'ye ait. Elleri tamamen boş dönmüştü ve L kararını vermişti. Hyunsoo'nun karşısına bizzat kendisi çıkacaktı...







ONLİNE DİZİ-FİLM LİSTE      
yepinfinite isimli Üye şimdilik offline konumundadır
 
Alt 20.09.12, 08:31   #2
supernaturel
supernaturel - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
İZLEME LİSTEM
Nereden: Mersin-Ankara Sigara içmesen süpersin Lee Han Gok!
Mesajlar: 6.702

Ey allah seni netmeye hı ?
Cidden yaptın mı bunu ya
Birde beni V abi yapmış
De get!
Afişe bayıldım ya

Yalnız bu konu nedir böyle açacaksın daha demi
Yönetmenim filmi bekliyoruz alasen ne çıkacak acaba senden
Şaka yapıyorsun sanmıştım


supernaturel isimli Üye şimdilik offline konumundadır
 
Alt 20.09.12, 08:37   #3
yepinfinite
İZLEME LİSTEM
Nereden: ♥ Kyuhyun ♥ Bedeni Ankara, Ruhu Bursa
Mesajlar: 4.642

Alıntı:
supernaturel Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Birde beni V abi yapmış
beğendin mi çok aramadım

Alıntı:
supernaturel Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Yalnız bu konu nedir böyle açacaksın daha demi
Yönetmenim filmi bekliyoruz alasen ne çıkacak acaba senden
şöyle ki aslında o kısım giriş. konu en başından başlayarak devam edecek ve o kısın ortalarda bir yere denk gelecek de ben bu filmi ne zamana yazarım allah bilir
el atsana hayrına ben pek bir yeteneksizmişim onu fark ettim


yepinfinite isimli Üye şimdilik offline konumundadır
 
Alt 20.09.12, 08:42   #4
supernaturel
supernaturel - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
İZLEME LİSTEM
Nereden: Mersin-Ankara Sigara içmesen süpersin Lee Han Gok!
Mesajlar: 6.702

Alıntı:
aliyebusra Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
beğendin mi çok aramadım


Hiç sevmem
Gaksital ya da testere ya en iyisi onu koyaydın

Alıntı:
aliyebusra Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
el atsana hayrına ben pek bir yeteneksizmişim onu fark ettim


Oooooooo.
Ben kendi filmimi yazcam daha neler
Yaz bakalım sen benden daha hünerlisin hürrem'im
Bi görem yahu meraklandım
Sonumuz hayrola

Shoplu afişler bekliyore


supernaturel isimli Üye şimdilik offline konumundadır
 
Alt 20.09.12, 08:48   #5
anyo84
anyo84 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
İZLEME LİSTEM
Nereden: 7790.11 km uzaklıktaki birisiyle ~~
Mesajlar: 6.610

arkadaşım ben böylesine öncelikle bir Allah canını almasın derim özgenin fotoya özellikle bayıldım
bu arada doktor bu nee diye de bir tepki vermek istiyorum
ayrıca bu çiftin sonu nere gidiyor + nereden başlattın sen bu filmi ne kadar çok soru işareti kı sana soru işareti korosu göndertiyorum


anyo84 isimli Üye şimdilik offline konumundadır
 
Alt 20.09.12, 08:51   #6
yepinfinite
İZLEME LİSTEM
Nereden: ♥ Kyuhyun ♥ Bedeni Ankara, Ruhu Bursa
Mesajlar: 4.642

Alıntı:
supernaturel Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Gaksital ya da testere ya en iyisi onu koyaydın
bunun saçları var ama

Alıntı:
supernaturel Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Ben kendi filmimi yazcam daha neler
aman bir yardım etsen ölürsün
acısını filmde çıkarmalı mıyım
bekle beni dönüşüm mükemmel olacak

Alıntı:
anyo84 Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
bu çiftin sonu nere gidiyor + nereden başlattın sen bu filmi ne kadar çok soru işareti kı sana soru işareti korosu göndertiyorum
demekki istediğimi elde etmişim çünkü bol bol soru işaretleri bırakmak istiyorum
bakalım film olduğu için tek etapta bitireceğim işi biraz uzun sürecek ama çatlayın meraktan emi kırılırım yoksa


yepinfinite isimli Üye şimdilik offline konumundadır
 
Alt 20.09.12, 08:53   #7
supernaturel
supernaturel - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
İZLEME LİSTEM
Nereden: Mersin-Ankara Sigara içmesen süpersin Lee Han Gok!
Mesajlar: 6.702

Alıntı:
anyo84 Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
bu arada doktor bu nee diye de bir tepki vermek istiyorum


Al benden de o kadar
Aramızda dalga konusuyla çıktı olay nereye vardı
Saçlarmış Beni V yaptı ya

Alıntı:
aliyebusra Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
bekle beni dönüşüm mükemmel olacak


Allasen çabuk yaz ama çatlarım ben
Allahım gerçekte olmasada hayali filmimde kaptım sanırım çocuğu


supernaturel isimli Üye şimdilik offline konumundadır
 
Alt 20.09.12, 08:57   #8
anyo84
anyo84 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
İZLEME LİSTEM
Nereden: 7790.11 km uzaklıktaki birisiyle ~~
Mesajlar: 6.610

Alıntı:
aliyebusra Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
demekki istediğimi elde etmişim çünkü bol bol soru işaretleri bırakmak istiyorum
bakalım film olduğu için tek etapta bitireceğim işi biraz uzun sürecek ama çatlayın meraktan emi kırılırım yoksa
sen varya hee şu tipe bak afişe bak isme bak ya lanet falan hep açlık hikayeleri falan seni bu hale getirdi içindeki o küçük psiko çıktı ortaya
bakalım merak ettim zaten baştan ortadan sondan başlatmışsın filmi
sen de arada Yesunga giden yola gelsen fena olmaz hani
Alıntı:
supernaturel Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Al benden de o kadar
Aramızda dalga konusuyla çıktı olay nereye vardı
Saçarmış Beni V yaptı ya
bu işler böyle başlıyor zaten benim hikaye de öyleydi şook oldum görünce nereye götürecek bizim kız olayı bakalım


anyo84 isimli Üye şimdilik offline konumundadır
 
Alt 20.09.12, 09:03   #9
supernaturel
supernaturel - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
İZLEME LİSTEM
Nereden: Mersin-Ankara Sigara içmesen süpersin Lee Han Gok!
Mesajlar: 6.702

Alıntı:
anyo84 Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
bu işler böyle başlıyor zaten benim hikaye de öyleydi şook oldum görünce nereye götürecek bizim kız olayı bakalım


Mevzy bahis ben olunca bilemedim acaba
Yalnız ben gaddar bir insanım iyiki ben yazmıyorum

Alıntı:
anyo84 Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
lanet falan hep açlık hikayeleri falan seni bu hale getirdi içindeki o küçük psiko çıktı ortaya


Oooo bu tam psiko
Açlık deme ya serim benim

Kız aliye kazıklı voyvodada gelsin


supernaturel isimli Üye şimdilik offline konumundadır
 
Alt 20.09.12, 09:18   #10
anyo84
anyo84 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
İZLEME LİSTEM
Nereden: 7790.11 km uzaklıktaki birisiyle ~~
Mesajlar: 6.610

Alıntı:
supernaturel Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Mevzy bahis ben olunca bilemedim acaba
Yalnız ben gaddar bir insanım iyiki ben yazmıyorum
o da aliyece uydurcak birşeyler bak gör sen şimdi sesi çıkmıyor acep netür bir gıcıklık yapsam diye düşünüyordur
Alıntı:
supernaturel Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Oooo bu tam psiko
Açlık deme ya serim benim
o da okuduğundan kız evet hem de tam
Alıntı:
supernaturel Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Kız aliye kazıklı voyvodada gelsin
o ne ki yaa


anyo84 isimli Üye şimdilik offline konumundadır
 
Cevapla

Etiketler
güney, l dk oku yeppuda, laneti, or or or

Seçenekler

sitenin devamlılığı için maddi destek gerekmektedir..
HIZLI ERİŞİM


Tüm Zamanlar GMT +0 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 05:42.


Powered by vBulletin Copyright ©2000 - 2010, Jelsoft Enterprises Ltd.
Kuruluş Tarihi: 21.08.09 / dance